|
Prof. Dr. Mahmud Es'ad COŞAN
RAMAZANDAN SONRA SEVAPLI ORUÇLAR
Esselâmü aleyküm ve rahmetullàhi ve berekâtühû!..
Aziz ve sevgili Akra dinleyicileri!
Cumanız ve bayramınız mübarek olsun... Allah-u Teàlâ Hazretleri nasib
etti, iki güzel mübarek, mutlu günün feyz ve bereketi çakıştı, üst üste
geldi. Ben daima lâtife yollu söylerim; sanki koyu tatlılı ekmek kadayıfı
üstüne halis kaymak konulmuş gibi katmerli, güzel oldu. Allah-u Teálâ
Hazretleri bu güzel günlerin manevî ikramlarından, feyizlerinden,
rahmetlerinden, nimetlerinden hepinizi istifade ettirsin... Hisseyâb eylesin,
hissedâr eylesin ve hepinizi dünya ve ahirette mutlu eylesin... Her gününüz
bayram olsun... Ömrünüzün sonuna kadar güzel geçsin günleriniz.
Asıl ahirette, Allah-u Teálâ Hazretleri'nin huzuruna varıldığı zaman,
Allah-u Teálâ Hazretleri orda lütfuyla muamele eylesin... Bize sevdiği razı
olduğu kulları, süedâ kulları, said kulları zümresinden eyleyip, sizleri,
bizleri cennetiyle, cemâliyle müşerref eylesin...
a. Asıl Bayram
Tabii asıl bayram insanın ahirette o hale erişmesi, o sonucu alması:
(Femen zühziha anin-nâri ve üdhilel-cennete fekad fâz, vemel-hayâtid-dünya
illâ metâul-gurûr.) "Kim cehennemden paçayı kurtarır, yakayı
kurtarır ve cennete dahil edilecek insanların arasına girebilirse, işte asıl
fevz ü felâhı bulmuş, kazanmış olan, işi başarmış, bitirmiş olan
odur. Dünya hayatı aldatıcı bir varlıktır, gelip geçicidir." Elde
kalmıyor, kimseye kalmıyor dünya.
Er yarın Hak dîvanında belli olur. Kimin nasıl insan olduğu; mutlu mu,
mutsuz mu, iyi mi, kötü mü, yüksek mi, alçak mı olduğu yarın göreceği
muameleden belli olacağı için daima onu düşünüyoruz. Ebedî mutluluğu düşünüyoruz
ve bayram derken de ebedî bayramı, Allah'ın rahmetine erip, cennetine girme gününü
düşünüyoruz, sevgili dinleyiciler!
Bu duygularla size en derin anlamıyla, maddî ve mânevî anlamıyla
bayramlar temennî ediyoruz. Allah hem bu dünyada bayram ettirsin, hem de
ahirette bayram ettirsin...
Oruç tuttunuz, namazlar kıldınız, dinin güzelliklerini sevdiniz, yaşadınız,
derûnî, lâhutî, ilâhî duygular içinde yüzdünüz Ramazan boyunca...
Rahmet deryasına daldınız, yıkandınız, kalpleriniz pırıl pırıl nurlandı.
Allah-u Teálâ Hazretleri size mükâfat olarak bayram ihsân etti. İşte o
bayram içindesiniz ve bir de haftanın bayramı olan cuma... İkisi üst üste
geldi; kat kat nurun alâ nur, fazlün alâ fazl, nimetün alâ ni'meh, lütfun
alâ lütf oldu... Ne mutlu!.. Allah lütfunu, her zaman böyle kat kat katmerli
eylesin...
b. Şevvalde Altı Gün Oruç
Aziz ve sevgili dinleyiciler! Dehr kelimesini bilirsiniz, dehr zaman
demek. Savmud-dehr diye bir söz var din kitaplarımızda. Savmud-dehr demek,
zaman orucu, yâni tüm zamanları oruçlu geçirmek demek. Bazı insanlar
diyebilir ki:
"--Ramazan güzel veyahut oruç tutmak sevaplı. Allah oruç tutunca büyük
mükâfatlar veriyor. Sabredenin mükâfatı bigayr-i hisâb geliyor. Onun için
bütün her zamanımı oruçlu tutayım!"
Her zamanını oruçlu tutmak isteyen bir insan, yâni savmüd-dehri düşünmüş
oluyor. Bütün dehri, yaşadığı zamanın gündüzlerini oruçla geçirecek.
Bu makbul değil dinimizde... Çünkü oruç sabır ibadeti. İnsan yemeğe
alışmışken, yaşamak için su hakkıyken, yemek hakkıyken, evlilik hakkıyken,
oruçta bu haklarından kendisini alıkoyuyor, tutuyor, sabrediyor, iradesini
kuvvetlendiriyor. Çok susadığı halde, dudakları çatladığı halde, ağzı
kuruduğu halde su içmiyor. Karnı boşaldığı halde, zil çaldığı halde,
canı istediği halde yemek yemiyor. Neden?.. Çok kuvvetli duygularını
engelemeyi öğreniyor.
Oruçtaki amaç neydi? Bir insan niçin oruç tutuyor?..
(Lealleküm tettekn) "Tâ ki, takvâ ehli kullar olasınız! Tâ
ki, Allah'tan korkasınız, sakınasınız!" diye, Allah orucu bize bu
sebeple farz kıldığını âyet-i kerimede bildirmiş. Oruçtan amaç takvâ,
yâni takva ehli kul olmak...
Onun için ben lâtife yapıyorum, diyorum ki; Ramazan ne ayıdır? Derviş
ayıdır, tasavvuf ayıdır, s™fi ayıdır. Neden?.. Takvâyı emrediyor, takvâyı
amaçlıyor. Yâni tam derviş olmak nasıl mümkün olacaksa, onu sağlayacak
bir emir.
Sabır olduğu için, insanın yemek yememeğe alışması lâzım! Zaten vücudunun
ihtiyacıdır. Ama her gün oruç tutmaya alışırsa, vücut bunu kabul eder,
kendisini ona göre ayarlar. O zaman her gün oruç tutmak zor gelmez.
Bilirsiniz, hatırlayacaksınız; "Ramazanın başında, ilk günlerde zor
geliyordu oruç da, sonra zor gelmemeye başladı." diyenleri duymuşsunuzdur.
İnsan alıştı mı artık zor gelmez. Ummadı mı, "Bu gün nasıl
olsa iftara kadar yemek yenmeyecek!" diye düşündü mü, canı yemeği
hatırlayıp da istemez. O zaman sabır diye bir şey kalmıyor. Onun
engellenmesi için istek olmuyor ki, sabır olsun. Bu bakımdan bütün seneyi
oruçlu tutmak uygun görülmemiş.
Nasıl olacak?.. En çok tutsa tutsa bir insan, Dâvud AS'ın orucu gibi oruç
tutabilir. O nasıl tutarmış, mübarek Dâvud AS?.. Bir gün oruç tutarmış,
bir gün tutmazmış. Böylece senenin yarısı oruçlu geçmiş oluyor. Tabii
oruç tutmadığı zaman yemek yemeğe alışmış oluyor. Oruç tuttuğu zaman,
tam yemek isterken oruç tutmuş oluyor. Bu amacına uygun...
Buna savm-ı Dâvûdî, Dâvud AS'ın tarzında oruç derler. Böyle
olabilir. Çok oruç aşıklısı olanlar savm-ı dehr tutmazlar, savm-ı Dâvûdî
tutarlar. Bir gün tutup bir gün tutmayıp, bir gün tutup bir gün tutmayıp,
böylece o sevapları kazanabilirler.
Ama savm-ı dehr gibi, bütün zamanını oruçlu geçiriyormuş gibi sevap
kazanmanın bir yolu, bir kapısı da var, kestirme yolu var. Yâni yolun bir
bilinen, uzun asfalt yolu vardır. Bir de kestirmeden, ara yoldan yine aynı
yere insan çarçabuk çıkıverir, kestirme yolu var. O kestirme yolu nedir?
Peygamber SAS Efendimiz buyurmuş ki... Rivâyet eden kim? Ebû Eyyûb el-Ensârî
RA. Ebû Eyyûb el-Ensârî Efendimiz kimdi? İstanbul'umuzun başının tâcı,
medâr-ı iftihârı, mihmandâr-ı Peygamberî, Eyyûb Sultan semtinde, deniz
kenarındaki o mübarek camide kabri bulunan Halid ibn-i Zeyd Ebû Eyyûb el-Ensârî
Hazretleri. Hepimizin rehberi, önderi...
Çünkü ashâb-ı kiram, Peygamber Efendimiz'in ashâbı hangi beldede vefat
etmişlerse, o beldenin kıyamet gününde önderi olacak. Mahşere onlarla
beraber, onları arkasında toplayıp götürecek. Biz de İstanbullu olduğumuza
göre, dinleyicilerimizin büyük bir kısmı İstanbullu olduğuna göre, onların
önünde gidecek. Peygamber Efendimiz'e onları kavuşturacak olan, mahşer günü
bayrak elinde, mihmandâr-ı Peygamberî... Savaşlara da katılmış zaten. İstanbul'u
da fethetmeye gelmiş de burada vefat etmiş.
Ebû Eyyûb el-Ensârî Efendimiz Medine'de, Peygamber Efendimiz'i evinde,
Mescid-i Nebevî inşa edilinceye kadar üst katta misafir eden mihmandârı...
Yâni evinde ağırlamış olan ev sahipliği yapmak şerefine ermiş olan
sahabi. Kurrâ hafız, kuvvetli hafız. Peygamber Efendimiz'in yanında,
kendisine vahiy geldiği zaman onları yazan vahiy kâtiplerinden birisi...
Peygamber Efendimiz'den sonra Medine-i Münevvere Camii'nin imamlık şerefi
kendisine gelmiş. Sonra Medine'de valilik yapmış. Allah şefaatine erdirsin,
cennette buluştursun... Mahşer günü sancağı çekip de yürürken, arkasında,
Rasûllullah Efendimiz'in yanına onunla varalım inşaallah...
Ebû Eyyûb el-Ensârî RA Efendimiz'den rivâyet edilmiş ki:
(Enne rasûlallàh, SAS kàl:) Peygamber SAS Efendimiz buyurdular ki: (Men
sàme ramadàne sümme etbaahû sitten min şevvâl, kâne kesıyâmid-dehr.)
"Kim ramazanı tutarsa, sonra da ona Şevvalden altı eklerse, sanki sıyam-ı
dehr gibi olur."
Şimdi biz ramazanı tuttuk, sizler tuttunuz, Allah kabul eylesin, Ramazan
tamam... Ramazanı tuttuktan sonra, buna Şevvalden altı eklerse diyor. Şevval,
Ramazandan sonraki ay... Şu anda bayram oldu, bayram Şevvalin ilk günleri...
Ramazandan sonra gelen Arabî ayın adı Şevval... Bu ay içinde altı eklerse,
yâni altı gün oruç tutarsa, ne olur? (Kâne kesıyâmid-dehr)
"Sanki bütün sene, bütün zamanı hep oruç tutmuş gibi olur."
buyuruyor Peygamber Efendimiz.
Demek bu da bütün seneyi oruç tutmuş olmanın, sıyam-ı dehr gibi olmanın
kestirme yolu... Öyle yapmıyor ama Ramazanı tutuyor, altı gün de Şevvalden
tutuyor. Otuz gün Ramazan, altı gün de o, otuzaltı gün... Otuzaltının on
misli ne olur? Üçyüzaltmış eder. Niye on misli diyorum? Çünkü Allah
indinde, yapılan ibadetlerin, iyiliklerin mükâfatları en aşağı bire
ondur.
(El-hasenetü biaşri emsâlühâ) "Yapılan iyiliğin mükâfatı
en aşağı on mislidir." Daha fazla olabilir, daha fazla olabilir. Hesaba
sığmayacak kadar da çoğa doğru gidebilir bu...
Demek ki, 36'ya bir 0 koyarsak on misli 360 ediyor. 360 da bir sene ediyor.
Biliyorsunuz kamerî sene 354 gündür. Fazlasıyla tamamlıyor. Demek ki, İslâm'ın
her emri tutarlı, nerden baksan tamam oluyor.
Bu hadis-i şeriften bizim anladığımız nedir, çıkaracağımız ders
nedir?.. Bu bayram günleri geçtikten sonra biz yine niyetleneceğiz, altı gün
daha oruç tutacağız.
"--Acaba bu altı gün orucu peş peşe mi tutalım, parça parça mı
tutalım? Toptan mı tutalım, perakende mi tutalım?.." diyebilir dinleyen
kardeşlerimden birileri.
Serbest... İsteyen Şevvalin bu altı gün orucunu peş peşe, toptan,
hepsini bir arada tutar. İsteyen de meselâ pazartesi-perşembe, pazartesi-perşembe,
pazartesi-perşembe olarak tutar. Ya da Arabî ayların, kamerî ayların ortası
eyyam-ı biyz diyoruz, ayın ortasında 13-14-15'i var. Yâni mehtaplı
gecelerin gündüzüne eyyam-ı biyz diyoruz; o günleri tutar. Böylece o sevabı
öyle de alabilir.
Hangi sevabı alır?.. Hem şevvalin altı gün orucunu tutma sevabı alır;
hem de eyyam-ı biyz orucu tutmak diye zaten sevaplı bir şey var, o günlerde
oruç tutmak da sevap, onun sevabını alır. Ya da pazartesi-perşembe oruçlarını
tutmak sevap, onun sevabını alır.
c. Pazartesi ve Perşembe Orucu
Bereket olsun sözümüzde diye hadis-i şeriflerden okuyalım. Ebû Hüreyre
RA'ın rivâyet ettiğine göre, Peygamber SAS Efendimiz pazartesi-perşembe oruç
tutmayı tavsiye buyurmuş ashabına... Açıklama olarak da buyurmuş ki:
RE. 253/2 (Tu'radul-a'mâlü yevmel-isneyni vel-hamîs, feuhibbu en
yu'rada amelî ve ene sàim.) "Pazartesi-perşembe günleri kulların
amelleri, 'Kulların böyle yaptı yâ Rabbî!' diye dergâh-ı izzete sunulur.
Ben de amellerimin oruçluyken arzedilmesini, yâni Allah'a amellerim
arzedilirken, 'Oruçlu bu kulun yâ Rabbî!' denmesini seviyorum da, ondan o günlerde
tutuyorum." diyor.
Onun için isterse insan şevvalin orucunu pazartesi-perşembeleri tutarak
yapar.
d. Ayda Üç Gün Oruç Tutmak
Eyyâm-ı biyz'in hadis-i şerifini de okuyalım. Buhârî ve Müslim'in müştereken
rivâyet ettiği hadis-i şerifte, Ebû Hüreyre RA buyuruyor ki:
(Evsânî halîlî SAS biselâsin: Sıyâmi selâseti eyyâmin min külli
şehr, ve rek'ateyid-duhâ, ve en ûtire kable en enâm.) "Benim çok
samîmî, candan dostum, sevgilim SAS Efendim bana üç şeyi tavsiye buyurdu:
1. Her Arabî aydan üç gün oruç tutmayı.
2. Her günün sabahında iki rekât faziletli nafile namaz kılmayı, duha
namazı kılmayı.
3. Yatmadan evvel vitir namazını kılmayı sıkı sıkı tavsiye
etti." buyuruyor.
Burdan da anlaşılıyor ki, her ay Peygamber Efendimiz oruç tutmayı
tavsiye ederdi. Bu nereye götürür?.. Her ay üç gün; 3'ün önüne bir 0
koyarsak 30 eder, on misli... O da savm-ı dehir demek oluyor. Yâni her ay üç
gün oruç tuttu mu bir insan, bütün sene oruç tutmuş gibi sevap alır.
Hâsılı Allah'ın emirlerini, Rasûlulah Efendimiz'in sünnetini bir insan
uygularsa, bütün ömrü ibadetle geçmiş gibi sevap kazanıyor. Meselâ
abdest alıyor, iki rekât namaz kılıyor, abdestli yatıp uyuyor. Sabah namazına
kalkacak veya teheccüd namazına kalkacak... Uyuyor, uykusu bile ibadete sayılıyor.
Niçin?.. Abdestli yattığı için Peygamber Efendimiz bildirmiş. Demek ki,
abdestli olması dolayısıyla uykusu da ibadete yazılıyor.
Üç gün oruç tutuyor, bir ay tutmuş gibi sevap alıyor. Her ay üç gün
tutunca, böylece bütün seneyi oruç tutmuş gibi sevap kazanıyor. (12 x3 =
36 eder; 10 misli fazlasıyla 360 eder.) Sanki aritmetik hesap dersi yapıyormuş
gibi, gayet rahat anlaşılıyor.
Yalnız bu okuduğum Ebû Hüreyre hadis-i şerifinde, bazı kelimeleri açıklamak
istiyorum. Ebû Hüreyre RA bu rivâyetinde buyuruyor ki: (Evsânî halîlî
SAS) "Benim halîlim Hz. Peygamber bana şu üç şeyi tavsiye
etti." diyor.
Halil ne demek, bunu bir açıklamak istiyorum. Benim halîlim Muhammed... Yâni
"Rasûllullah bana şöyle buyurdu." demiyor, "Halîlim SAS bana
üç şeyi tavsiye buyurdu." diyor. Halil kelimesi hı harfiyledir, noktalı
ha iledir. Bu nerden geliyor? Hullet arkadaşlık demek, ama kelimenin kökü
ne?.. Tahlil denirse hı ile, bir şeyi aralamak demek. Meselâ yemeklerden
sonra dişlerin arasının temizlenmesi. Eğer arasına ekmek veya yemek kırığı
kaçmışsa buna dişlerin tahlili deniliyor. Abdest alırken ellerinin arasında,
parmak arasına su gitmeyebilir. Abdesti tamam olmaz diye parmaklarını açıp,
öbür parmaklarını o araya sokup, orayı su ile ıslatırsa; ona da parmak
aralarını hilâllemek deniliyor. Yâni ara demek.
Halil de, ikisinin arası çok yakın olan, birbirinin arasına girmiş, çok
samîmî dost demek olur. Ebû Hüreyre RA olsun, Ebud-Derdâ RA olsun, Ebû
Zerr-i Gıfârî RA olsun... Böyle sahabe, bazen Efendimiz'i anlatırken
"Peygamberimiz şöyle buyurdu." demiyor da, "Çok samîmî
candan dostum, canım ciğerim, ciğerpârem bana şöyle söyledi." gibi,
bu kelimeyi kullanıyorlar.
Biliyorsunuz İbrahim Peygamber'in de sıfatı Halîlullah idi, Halîlur-rahman
idi. Yâni Rahman'ın, Allah'ın halîli, çok samîmî dostu... Neden?.. İbrahim
AS önüne bir mesele geldiği zaman, çeşitli seçenekler karşısına çıktığı
zaman, Allah rızası ne taraftaysa mutlaka onu tercih ederdi. Seçeneklerin
Allah rızasına uygun olanını seçerdi. Onun için, Allah da İbrahim AS'a
Halîlullah payesini vermiş: "Samîmî dostum bu benim, çünkü hep beni
tercih ediyor, hep beni seviyor, hep benim emrimi seviyor, benim emrimi
tutuyor." mânâsına...
Bir ifade bu: "Bana halîlim, çok samîmî dostum SAS Efendim tavsiye
etti." diyor. Tavsiyelerinin birisi neydi?.. Her ay üç gün oruç tutmak.
Sonuç olarak savm-ı dehr gibi, her seneyi oruç tutmuş gibi sevap kazandıracak.
e. Duhâ ve İşrak Namazı
İkincisi neydi?.. (Rek'ateyid-duhà) Duhânın iki rekât namazını
hep tavsiye etmiş, hep kılsın diye buyurmuş Peygamber Efendimiz.
Duhâ nedir? Duhâ sabahleyin güneş doğduktan sonraki vakte duhâ denir. Güneş
doğduktan sonraki vakte Türkçe'de kuşluk vakti deniliyor. Her halde kuşlar
öttüğü içindir, o zaman çok cıvıldaşırlar. Kuşlar ağaçların üstünde
cıvıl cıvıl ötüşürler. Kuşluk vakti deniliyor.
Kuşluk vakti de bir takım devrelere ayrılır. Kaba kuşluk, koca kuşluk,
orta kuşluk diye Anadolu'da kullanılır bunlar. Arapça'sında da bu sabahtan
sonraki zaman, dahve-duhâ-dahâu diye aynı kökten üç başka telâffuzlu
kelimecikle anlatılmıştır. Sabahdan sonra iki rekât namaz kılmayı da
Peygamber Efendimiz tavsiye buyurmuş. Samîmî sahabesine, kendisine candan aşık
olan sahabesine tavsiye buyurmuş, bu namazı hiç kaçırma diye...
Bu namaz hangidir?.. Benim daha kuvvetli kanaatime göre bu namaz, işrak
namazı olabilir. Çünkü iki rekât diyor. İşrak namazı neydi?.. "Bir
insan sabah namazını camide kıldıktan sonra, zikre oturur, Kur'an okur.
Camide vakti bekler, ibadetle vaktini değerlendirir. Ondan sonra da kerâhat
vakti çıkınca, kalkar iki rekât namaz kılarsa, tam bir hac ve umre sevabı
alır." diye hadis-i şerif var. Bunu teşvik ediyor Peygamber Efendimiz.
Yâni insanın sabah namazından sonra kıldığı bir namaz var. Güneş doğduktan
sonra, kerâhat vakti çıktıktan sonra. Sabah kılınacak. Sabahtan sonra
vakit geçecek, güneşin doğma zamanı gelecek. Güneş doğacak. Güneş doğduğu
zaman namaz kılınmıyor. Kerâhat vakti oluyor.
Güneş doğduğu zaman, güneş tepedeyken, güneş batarken vakt-i kerâhattir,
namaz kılınmaz. Onun için, o kerâhat vakti çıkacak. Kerâhat vakti ne
zaman çıkar?.. Aşağı-yukarı, takvimlerde güneşin doğuşunu yazan
rakamlardan yarım saat sonra, yirmibeş dakika sonra, biraz daha fazla geçince
kerâhat vakti çıkar. Ama, "En kısa zamanı hangisidir?" diye
denilirse, 20-22 dakîka sonra namaz kılma vakti gelir. Belki bu süre mevsime
göre de 1-2 dakika ilerleyebilir, gerileyebilir.
Bu duhâ vaktidir, yâni güneş doğduktan sonraki bir vakittir. Bunun özel
adı işraktır. Çünkü güneş şarktan çıktı, etrafı ışıtmaya, aydınlatmaya
başladı. İşte bu namaza işrak namazı derler. Yâni duhâ namazının
sabaha yakın olan kısmında olanına, işrak namazı deniliyor. Bu hadis-i şerifte
bahsedilen, "Peygamber Efendimiz bana her gün kılmayı tavsiye
etti." dediği namaz, bu işrak namazı olabilir.
Hocamız cennet mekân, Mehmed Zâhid Kotku Efendimiz bize İskenderpaşa
Camii'nde bunu fiilen hep kendisi yaparak alıştırmıştı, öğretmişti.
Sabah namazından sonra oturulur, Yâsin-i Şerif okunurdu. Ondan sonra güzel
dualar, Kur'an-ı Kerim'den, hadis-i şeriflerden alınmış dualar, Evrâd-ı
Şerife okunurdu. Herkes önündeki, elindeki evrad kitabını, dua kitabını açar,
dinlerdi. Ondan sonra hatm-i hàcegân yapılır, tesbihler çekilirdi. O vakte
kadar da tabii kerâhat vakti geçmiş olurdu. Yâni namaz kılınamayacak vakit
tamamlanmış olur ve artık işrak vakti geldiği için kalkar, iki rekât veya
daha fazla namaz kılar idi.
Tabii bu sünnet, hadis-i şeriflerde geçen bir ibadet. Hocamız bunu bize
öğretti. Her yerde görmüyoruz, herkes yapmıyor. Allah Hocamız'dan razı
olsun. İşte bu iki rekât duhâ bu olabilir.
Bir de başka hadis-i şeriflerde yine bu sabahla öğlenin arasında tavsiye
edilen dört rekât, sekiz rekât, oniki rekât kılınabilen namaz vardır. Bu
işraktan sonraki vakitte, günün dörttebiri geçtikten sonra, rubû-u nehâr
geçtikten sonra deniliyor; o zaman kılınan namaz... Yâni güneşe artık bakılamaz.
Güneşin sarılığı geçmiştir, iyice parlamıştır, ışımıştır. Ortalığı
da ısıtmaya başlamıştır. Asıl duhâ vakti o vakittir. O zamanki namazı
Peygamber Efendimiz daha ziyade dört rekât, sekiz rekât, oniki rekât diye
tavsiye buyuruyor. O da bir çeşit duhâ namazıdır.
İşrak da bir çeşit bu gruba dahil olan namazdır. Ebû Hüreyre RA'a,
Ebud-Derdâ RA'a Peygamber SAS Efendimiz bu namazı tavsiye etmiş. Ebud-Derdâ
RA de:
(Evsânî habîbî SAS biselâsin len edeahünne mâ iştü) Yaşadığım
müddetçe onu hiç terketmeyeyim diye, Rasûlullah olan habîbim SAS üç şeyi
tavsiye etmişti."
Habib ne demek? Mahbub demek, sevgili demek... "Sevgilim Rasûlullah SAS
bana vasiyet etmişti, tavsiye buyurmuştu. (Bi sıyâmi selâseti eyyamin
min külli şehr) Her ayın üç gün orucunu, (ve salâtit-duhâ)
duhâ namazını, (ve bien lâ enâme hattâ ûtire) ve vitir namazını,
o tek rekâtlı namazı kılmadan uyumamayı tavsiye etmişti." diyor. Biz
vitr-i vacib namazı diyoruz.
f. Ramazandan Sonra Orucun Hikmeti
Biz böylece bayram günü, önünüzdeki günler için kazanabileceğiniz
sevaplı bir konuyu, size bu cuma sohbetimizde anlatmış olduk, sevgili
dinleyiciler!
Ramazanı tuttunuz, bayram geldi, bayramdan sonra da altı gün oruç tutun
diye tavsiye ediyoruz. Bu neden?.. Bunun belki tıbbî faydaları da var. Otuz gün
oruç tutmaya alışmış bir insan, bayramda da baklavalar, börekler, çeşitli
ikramlarla mide tekrar bir yükleniyor. Yeniden oruca biraz daha dönmek lâzım!
Altı günlük oruç çok hikmetli... Ramazandan sonra bu altı günlük orucu
ben tıbbî bakımdan da çok hikmetli, çok önemli, çok sıhhatli, çok
faydalı görüyorum. Yeniden bir oruca döndürme, orucu tekrar hatırlatma ve
zihinde, kalpte oruç sevgisini pekiştirme oluyor bence bu altı günlük oruç...
Peygamber Efendimiz onun için tavsiye etmiş.
Bir de hatırıma şöyle bir benzetme geldi. Biliyorsunuz, Uhud harbinde müslümanlar
epeyce yıpranmış. Okçular kendilerine gösterilen yerde durmayınca,
mevzilerini terkedince; arkadaki düşman birlikleri, süvariler İslâm
ordusunu arkadan çevirdi, büyük çatışmalar oldu, zâyiat oldu. Ama yine müslümanlar
hâkim oldular savaşa, gàlip gibi oldular. Çok perişan oldular, yaralılar,
şehitler oldu. Medine'ye döndüler. Düşman da kırık dökük, perişan bir
şekilde Mekke yolunu tutturdu, mağlub bir şekilde...
Peygamber Efendimiz ne tavsiye buyurdu?.. O yorgun sahabe, susuz, savaşa
girmiş-çıkmış, elleri ayakları titreyen insanları göz önüne getirin
sevgili dinleyiciler!
"--Hadi bakalım toparlanın düşmanı kovalamaya gidiyoruz!"
dedi.
Toparlandılar, düşmanın arkasından... Hicret yolunda Ebyânü Ali
denilen yer vardır, yâni Medine-i Münevvere'den Mekke'ye doğru gitmek
isteyen insanların geçtiği ilk taraf. O tarafa, Zül-huleyfe denilen yere, yâni
Medine'den gelecek hacıların ihrama girme noktasına doğru düşmanı bir
kovalamaya giriştiler.
Düşman da, "Yendik mi, yenildik mi, ne oldu? Müslümanlar çok mu zayıfladılar,
çok mu yıprandılar?" filân diye düşünüp dururken bir haber duydular
ki: Medine'den İslâm ordusu üzerlerine geliyor!.. Tabii betleri, benizleri
attı, çok perişan oldular, nasıl kaçacaklarını şaşırdılar, perişan
bir şekilde hızla Medine-i Münevvere'den Mekke-i Mükerreme tarafına doğru
savuşup gittiler. Yâni savaşın üstüne, yorgunluğun üstüne ikinci bir
sefer emrederek düşmanı iyice perişan etmiş oldu Peygamber SAS Efendimiz.
Komutanlar komutanı, bir savaş nasıl kazanılır, en güzel şekliyle
inceliklerini bilen o yüce emîrül-mü'minîn, emiril-ümerâil-mü'minîn
Peygamber Efendimiz Allah'ın emriyle, izniyle böyle yapmıştı. Tabii o da
Allah'ın emriyle oluyor. Peygamber Efendimiz yorgun bir şekilde savaştan dönüp
oturduğu sırada Cebrâil AS zırhıyla geldi:
"--Yâ Rasûlallah, ne o?.. Siz oturuyorsunuz ama, biz melekler zırhımızı
çıkarmadık. Haydi bakalım düşman üzerine!.." dedi.
Yâni Allah'ın emri üzerine, düşmanın üzerine bir daha saldırdılar.
Şimdi ben de, Ramazanda müslümanlar nefis ile cenk etti diyorum. Yâni bir
savaş oldu, biz de yıprandık. Aç, susuz durduğumuz için nefis de yıprandı
doğrusu. Kureyş ordusu gibi perişan oldu. Biz mi gàlip geldik, o mu gàlip
geldi?.. Biz gàlip geldik derken bayram oldu. Şimdi Şevvalde altı gün daha
oruç neye benziyor? Artık yarı perişan düşman ordusuna, nefis ordusuna,
ikinci bir askerî hücum yapıp, iyice kaçırtıp perişan etmeye benziyor
diye, aklıma böyle bir benzetme düştü.
Allah o şehidlerin, gazilerin, mücahidlerin şefaatlerine bizleri
erdirsin... Tabii cihadın en büyüğü insanın kendisiyle yaptığı,
nefsiyle yaptığı cihaddır. Biz Ramazanda nefisle cihad ettik, tasavvufî
savaş yaptık yâni... "Nefsi islâh edelim, güzel ahlâkı kazanalım!
İrademize hâkim olalım, iyi ahlâklı insan olalım! İstediğimiz zaman
kendimizi tutabilelim, çelik gibi frenlerimiz olsun, kuvvetli irademiz
olsun!" diye, "Takvâ ehli olalım!" diye, Allah-u Teàlâ
Hazretleri bize bu orucu emretmiş.
Tamam, bayram oldu, biraz gevşedik ama, bir hücum daha yapalım, o serkeş
nefsi iyice mağlûb edelim, yenelim de, nefis bizi tekrar kötülüklere çekemesin,
hiç gücü kuvveti, tâkati kalmasın, şeytanı bize güldürmesin, Allah'ın
sevmediği işleri tekrar yaptırmasın diye...
(İnnen-nefse leemmâretün bis-sû') [Çünkü nefis aşırı şekilde
kötülüğü emreder.]
Onun için bu altı günlük orucu şimdiden size bayram günlerinde tavsiye
etmiş olduk. Biraz savaş üzerine savaş, yorgunluk gibi görünüyor ama
Peygamber Efendimiz'in tavsiyesi...
Tabii siz bunları yapınca, sonuç îtibâriyle sevap kazanacaksınız. Altı
gün orucu tutunca, otuz günle beraber otuzaltı edecek, on misli sevabıyla bütün
sene oruç tutmuş gibi sevap kazanacaksınız. Ama bu arada bir şeyi daha hatırlatmış,
öğretmiş olduk bu hadis-i şerifleri okuyunca; demek ki, Şevvalden sonra da
bazı oruçlar tutabilirsiniz.
Bu sevdiğiniz oruç ibadetini Ramazanda yaşadınız, ibadetlerle geceli-gündüzlü
sarmaş dolaş, haşır neşir oldunuz. Orucun nefsi nasıl zayıflattığını,
ruhu nasıl kuvvetlendirdiğini, kalbi nasıl nurlandırdığını gördünüz.
İşte Şevvalde altı gün orucu tutun! Ondan sonra da her ay, çeşitli
vesilelerle oruç tutabilirsiniz. Haftanın iki günü pazartesi-perşembe orucu
tutabilirsiniz. Mehtabı gördüğünüz zaman, "Tamam, aydınlık günler
gelmiş, eyyam-ı biyz gelmiş; gündüzleri oruç tutayım!" dersiniz,
Arabî ayların 13, 14, 15'inde oruç tutarsınız. Böylece nefse karşı cihadınız,
onu terbiye çalışmalarınız, iradenizi kuvvetlendirme çalışmalarınız
kesintisiz devam etmiş olur. İyi olur.
Bunu da bir benzetmeyle anlatayım size: Meselâ arabası olan kardeşlerimiz
bilirler, araba çalıştığı zaman arabanın aküsü dolar, çalışmayla
dolar. Ama siz bir yere gitseniz, bir ay gelmeseniz. Araba olduğu yerde dursa,
aküsü boşalabilir. Geldiğiniz zaman, anahtarı çevirdiğiniz zaman marş
basmayabilir. Neden? Çalışmadığı için akü boşaldı.
İnsan da böyle ibadetleri yapmazsa, aküsü boşalabilir. İşte altı gün
Şevval orucu tutacak. Bir çalıştırma bu, aküyü doldurma çalışması...
Her ay üç gün eyyam-ı biyz orucu tutacak, alıştırma, aküyü doldurma,
ruhu kuvvetlendirme, ibadet aşkını, şevkini canlandırma... Böyle böyle
nefsi yeneceğiz, düşmanla savaşacağız, şeytanı altedeceğiz. Allah'ın rızasını
kazanacağız ve Rahmân'ın yolunda yürüyeceğiz, Allah'ın sevgili kulu
olacağız. Sonunda hayat imtihanını başarıp, Rabb'imizin huzuruna yüzü
ak, alnı açık, sevdiği razı olduğu kul olarak varacağız. Asıl bayramı
o zaman yapacağız.
Aziz ve sevgili Akra dinleyicileri! Allah-u Teàlâ Hazretleri bayramızı mübarek
etsin... Ramazan'da yaptığınız nefisle cihad gazanız mübarek olsun... Şevval
ayındaki altı günlük seferiniz, gazanız mübarek olsun...
Allah-u Teàlâ Hazretleri sizi her türlü hayırlı işte güçlü kuvvetli
eylesin... Her yönden kuvvetli eylesin... Aklen, fikren, bedenen, rûhen, ahlâken,
irade, rey ve tedbir bakımından, düşünce kuvveti bakımından, sıhhat bakımdan,
âzâlarınızın pırıl pırıl işlerliği bakımından kuvvetli eylesin...
Mâlî yönden kuvvetli eylesin... Hiç kimseye el açıp, boyun büktürtmesin,
muhtaç duruma düşürmesin... Siyâseten kuvvetli eylesin, başka devletlerin
karşısında hor, zelîl olmayalım!.. Allah-u Teàlâ Hazretleri izzetle, îtibarla,
şevketle, devletle yaşamayı nasib eylesin... Her yönden Mevlâmız bizi
kuvvetli eylesin... Hem dünyada, hem ahirette aziz ve bahtiyar eylesin... İki
cihanın saadetine sahip ve nâil ve mazhar eylesin, aziz ve sevgili Akra
dinleyicileri!..
Esselâmü aleyküm ve rahmetullàhi ve berekâtühû!..
30. 01. 1998 - AVUSTRALYA
|