|
Prof. Dr. Mahmud Es'ad COŞAN
RAMAZAN AYININ İHYÂSI
Esselâmü aleyküm ve rahmetullàhi ve berekâtühû!..
Aziz ve sevgili Akra dinleyicileri! Size Avustralya'nın güzel bir şehrinden
Brisban'dan hitap ediyorum bu üçüncü haftada da...
Ramazanınız mübarek olsun... Allah oruçlarınızı kabul eylesin...
Teravihlerinizi, gece namazlarınızı, hayırlarınızı, hasenatınızı
makbul eylesin... Dualarınız müstecâb olsun... Her şey gönlünüzce olsun,
gönlünüz nur dolsun... Allah-u Teàlâ Hazretleri'nin rızasına uygun ömür
geçirmeyi, güzel işler yapmayı Allah nasîb etsin...
Ramazan ayı içinde olduğumuz için, Ramazanla ilgili sözler söylemek,
konuşmamı o konular üzerinde yapmak istiyorum. Ramazanın pek çok güzellikleri
ve özellikleri var. Hattâ pek çok isimlerle isimlendirilebilir bence... Bu
isimlendirmeler arasında üç şey söyleyeceğim ve arkalarından açıklamasını
yapmak istiyorum.
Birincisi, Ramazan gufran ayıdır; mâh-ı gufran, şehr-i gufran, gufran ayı...
Mah Farsça ay demek, şehir Arapça ay demek. Mah-ı gufran,
gufran ayı... Şehr-i gufran, o da gufran ayı, yâni bağışlama ayı
demek ama, Arapça... Ramazan mah-ı gufrandır, bir...
İkinci bir bakışla Ramazan mâh-ı Kur'an'dır, şehr-i Kur'an'dır,
yâni Kur'an-ı Kerim ayıdır.
Üçüncü bir sıfatla nitelendirmemiz gerekirse, Ramazan mâh-ı irfan'dır,
irfan ayıdır, şehr-i irfandır. Şimdi bunları açıklayayım:
a. Ramazan Mağfiret Ayı
Aziz ve muhterem kardeşlerim! Muhakkak ki benden başka hocaefendiler de,
size Ramazan münasebetiyle bazı hadisler okumuşlardır, âyetler okumuşlardır.
Biliyoruz ki Allah-u Teàlâ Hazretleri Ramazan ayında kullarını afv ü mağfiret
ediyor. "Ramazanın evveli rahmet, ortası mağfiret, yâni gufrân, sonucu
da cehennemden âzad olmaktır." diye hadis-i şerif var ve daha başka
hadis-i şerifler var. Gufran ve mağfiret, ikisi de gafara kökünden
mastarlardır. (Birisi fu'lâl vezninde mastardır, birisi de mastar-ı mimî
derler.) İkisi de aynı mânâya geliyor, yâni Allah-u Teàlâ
Hazretleri'nin günahları örtmesi, silmesi, bağışlaması, affetmesi mânâsına...
Ramazanda Allah-u Teàlâ Hazretleri kulları affediyor. Bu hususta bir
hadis-i şerifi okuyalım, bu hadis-i şerifte iki müjde var. Peygamber SAS
Efendimiz'den Ebû Said el-Hudrî RA rivâyet etmiş:
(Kàle rasûlullah SAS:) "Kendisine salât-ü selâm olsun,
Efendimiz Muhammed-i Mustafa Hazretleri buyurdular ki:
(İnne lillâhi tebâreke ve teàlâ utekàe fî külli yevmin ve leyleh)
"Her gün ve gecede Allah-u Teàlâ Hazretleri'nin âzad ettiği insanlar
vardır. Allah-u Tebâreke ve Teàlâ Hazretleri'nin, yüce ve ulu Rabbimizin
her gün ve gece âzad ettiği kullar vardır." (Ya'ni fî ramadân)
Bu sözlerinden hangi zamanı kasdetmiş Peygamber Efendimiz? "Ramazanın
her gündüzünde, her gecesinde Allah'ın âzadlıları vardır."
--Âzadlı ne demek?..
Esir demek, bir yere bağımlı demek, bir yere kayıtlı demek... O kayıtlar,
bağlar çözülünce âzad oluyor. Nereye bağımlı?.. Cehennemlik olmuş,
cehenneme müstehak olmuş, cehenneme girecek duruma düşmüş, cehenneme bağımlı
hâle gelmiş, cehennemin esiri olmuş, eli, kolu, ayağı zincirlere bağlanmış,
esir gibi cehenneme atılacak duruma düşmüş, günahkâr bir kulu bağlarından
çözüp âzad edecek Allah-u Teàlâ Hazretleri... Yâni ne demek?.. Her gece
ve her gündüz bu durumda olan bazı kimseleri, Allah-u Teàlâ Hazretleri afv
ü mağfiret edecek demek.
Demek ki, Ramazan gufran ayıymış. Kulların mağfiret olunma, günahlarının
bağışlanması, silinmesi, affedilmesi, kulun cehennemden âzad olması ayıymış.
Sonra ikinci müjde nedir?.. Hadis-i şerif bazen bir kaç konuyu birden içine
alıyor. Onun için bir şeyi söylerken okuduğumuz hadis-i şerifin içinden
bir başka mücevher daha çıkıyor, bir başka müjde daha çıkıyor:
(Ve inne likülli müslimin fî külli yevmin ve leyletin da'veten müstecâbeh.)
"Her gün ve gecede, yine Ramazanda her müslüman için müctecâb dua
vardır."
Müstecâb ne demek? Makbul, kabul olmuş, kabul olunacak dua vardır.
Ramazanda her müslüman kulun gecede ve gündüzde kabul olunan duaları vardır.
Dua ederse, duaları kabul edilecek.
Aziz ve muhterem kardeşlerim! Demek ki Ramazan mah-ı gufranmış, kulların
bağışlanması ayı imiş. Peki Allah hangi kulları affeder? Allah'ın mağfiretine
ermek için ne gibi şeyleri yapması lâzım kulun, nasıl afv ü mağfiret
olur?.. Tabii Ramazanda herkesin dinimize karşı bağlılığı, ilgisi artıyor.
Dinî konuşmaları dinleyenler çoğalıyor. Dinî bilgisi az olanlar da, bu
konudaki gerçekleri daha az duymuş kimseler de, --Allah razı olsun-- vaazlara
geliyorlar, dinliyorlar. Böylece onlar da öğrenmiş oluyor. Bir kulun
affolmasının şartı nedir? Allah affedecek bir kulu ama kimi affeder? Neler
yaparsa affeder?..
Kulun önce tevbe etmesi lâzım, günahından dönmesi lâzım!.. Tevbe dönüş
demektir, dönecek. Yâni günaha ısrar ederken, devam ederken, yapmayı sürdürürken
Allah affeder mi?.. Hayır, affetmez. Suç devam ederken, yapıyor ve yapacak.
Bugün de yapıyor, dün de yapmıştı, yarın da yapacak; devam ediyor. Böyle
kimse mağfiret olmaz.
Bir kere suç duracak. Suçtan bir nedâmet, bir pişmanlık hâsıl olacak;
"Ah ben niye bu suçu işledim? Tevbe yâ Rabbî, dönüyorum, vazgeçtim!
Bu yolumun yanlışlığını anladım, pişman oldum, dönüyorum yâ
Rabbi!" diyecek. Yâni pişman olacak, içini, ciğerini pişmanlık
duygusu yakacak. Ciğeri yanacak, içi yanacak, "Niye ben bu kusuru işledim,
günahı işledim?.." diye pişman olacak. Günahı durduracak, kesecek.
Bir de dönecek, "Döndüm yâ Rabbî!" diyecek. Dönmeye kesin niyet
edecek. Sonra Allah'tan afv ü mağfiret isteyecek.
Tabii istemek olmadan da --başka hadis-i şeriflerde geçiyor, biliyoruz--
Allah-u Teàlâ Hazretleri kulun kalbine pişmanlık düştüğünü gördü mü;
"Bu kulum üzüldü, yaptğı günaha pişman oldu, hatasını anladı..."
diye affediyor. O pişmanlık ateşi içini yakmaya başladığı zaman, telâffuz
etmese bile, "Affet beni Allah'ım!" demese bile, Allah afv ü mağfiret
ediyor. Yâni söz çok önemli değil, içinin duygusu önemli...
Zâten Allah-u Teàlâ Hazretleri insanların dış şekline, formaliteye, dış
görünüşe bakmıyor; vücutlarının, bedenlerinin, yüzlerinin,
giyimlerinin, dış görünüşlerinin güzelliği önemli değil... Gönül güzelliği,
kalp güzelliği, iç temizliği önemli! Allah-u Teàlâ Hazretleri insanın
kalbine bakıyor, niyetlerine bakıyor, düşüncelerine bakıyor, duygularına
bakıyor; ona göre muamele ediyor.
Demek ki pişmanlık duyup da, günahı işlememeye içinde bir arzu olunca,
afv ü mağfiret eder. İstemeden de o acıyı duyduğunu görünce Allah
affediyor ama, tabii bir de istemek daha iyi olur.
Peygamber SAS Hazretleri Ramazanla ilgili tavsiyelerinde buyuruyor ki:
"Bu Ramazan ayı içinde bazı sözleri söylemeyi çok yapacak
insan."
Neleri çok yapacak:
1. "Eşhedü en lâ ilâhe illallah" diyecek, bu sözü çok
söyleyecek, veyahut eşhedüsünü söylemese bile sadece "Lâ ilâhe
illallah... Lâ ilâhe illallah..." diyecek.
2. Estağfirullah'ı çok söyleyecek. "Yâ Rabbî beni afv ü mağfiret
eyle, yâ Rabbi beni bağışla!" diyecek. Dendindiği zaman tesirinin çok
olacağını, Peygamber Efendimiz SAS'in tavsiyesinden biliyoruz. Onun için pişman
olacak, bir daha işlememeye kuvvetli bir şekilde azmedecek, kasdedecek, niyet
edecek, "Affet beni Allah'ım!" diyecek.
Günahların bir kısmı kullarla ilgiliyse, yâni bazı kulların haklarına
bağımlıysa, kul haklarını ödemeden günah affolmaz. Kul haklarını ödeceyecek,
o da şart...
b. Ramazan'da Affolmayan Kimse
Aziz ve muhterem kardeşlerim! Ramazan afv ü mağfiret ayı, gufran ayı, mâh-ı
gufran, şehr-i gufran olduğu için çok tevbe ve istiğfar edip, Allah'tan af
dileyip, günahlara pişmanlık duyup, bir daha işlememeye azm ü cezm ü kasd
eyleyip, mâh-ı gufranın, mağfiret ayının bu güzel yönünden istifade
edip, af ü mağfiret olmaya çalışmalıyız, bu bir...
Beni çok korkutan bir husus var, söylenmesi gereken bir nokta var: Ramazan
geçtiği halde af ü mağfiret olmayacak insanlar var. Ramazan geçecek,
Ramazan yaşanacak; bu güzel aylar, bu oruçlar, bu ibadetler, bu teravihler,
bu mübarek mukaddes zaman geçecek, ama bir kimse afv ü mağfiret
olunmayacak... Bu çok kötü bir şey.
Peygamber SAS'den rivayet edilmiş ki: Peygamber Efendimiz bir keresinde
minbere çıktı. Merdiveninden yukarı çıkarken birinci basamakta
"Amin!" dedi. İkinci defa bir basamak çıktı, yine
"Amin!" dedi. Üçüncü defa bir basamak çıktı, yine
"Amin!" dedi. Minberden aşağı indiği zaman, dediler ki:
(Yâ rasûlallah! Lekad semi'nâ minkel-yevme şey'en mâ künnâ nesmeuhû?)
"--Bu sefer senden daha önce duymadığımız bir şeyi duyduk yâ Rasûlallah!
Eskiden böyle yapmıyordun, şimdi minbere çıkarken üç defa her merdivende
'Amin... Amin... Amin...' dedin. Niye dedin?" diye sordular.
(Kàle: İnne cibrîle aradalî) Peygamber SAS buyurdu ki:
"--Cebrâil AS bana göründü, karşıma geldi. (Fekàle: Beude men
edreke ramadâne felem yuğfer lehû) 'Ramazana yetişmiş, Ramazanı idrak
etmiş olduğu halde Allah'ın mağfiretini kazanamamış, afv ü mağfiret
olamamış kimseye yazıklar olsun, rahmetten uzak olsun!.. Rahmetten uzak oldu,
tüh ona, yazık ona!..' dedi. (Kultü: Âmîn) Ben de amin dedim."
Demek ki Ramazan girdiği halde affolamayacak insanlar olabiliyor. Bu da çok
fena bir durum. Cebrâil bedduayı söyleyince, Peygamber Efendimiz de,
"Amin, öyle olsun!" demiş.
Belki bunun ikincisini merak edersiniz. Peygamber Efendimiz'in adı müslümanların
yanında anıldığı zaman, ne demesi lâzım? "Allahümme sallî alâ
seyyidinâ muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ve sellim" demesi lâzım,
salât ü selâm getirmesi lâzım!.. "Cebrâil AS: 'Yâ Rasûlallah, bir
yerde adın anıldığı halde, birisi sana salât ü selâm getirmezse,
getirmemişse o da rahmetten uzak olsun, burnu yerde sürtsün!' dedi, ben de
amin dedim."
Demek ki bizim Rasûlullah SAS Efendimiz'e sevgimizin, bağlılığımızın
gereği olarak ne yapacağız? Efendimiz anıldı mı, "Essalâtü ves-selâmü
aleyke yâ rasûlallah." veya "Aleyhis-salâtü ves-selâm."
diyeceğiz; veyahut "Allàhümme sallî alâ seyyidinâ muhammedin ve alâ
âlihî ve sahbihî ve sellim." diyeceğiz. Yâni bir çeşit salât ü selâm
ile, salât ü selâm getireceğiz. "Getirmediği takdirde, o müslüman
Allah'ın rahmetinden uzak olsun!" diye Cebrâil AS beddua ediyor,
Peygamber Efendimiz de "Amin!" diyor. Bu da ikinci amin sebebi...
Üçüncüsü de nedir?.. "Ana-babasının hayatında yanında olmuş..."
Yâni bazı insanlar öksüz kalıyor, ana-babasını göremiyor, onunla beraber
yaşayamıyor... "Annesi ve babası ile beraber yaşamış, annesi ve babası
veya bir tanesi onun yanında olmuş, sonra vadesi yetince ahirete göçmüş
ama, o adam cenneti kazanamamış." Annesi babası dua etmiş olsa, "Yâ
Rabbî ben bu evlâdımı seviyorum, bunu afv ü mağfiret eyle!" dese,
Allah annenin, babanın duasını kabul edecek ama, annesinin babasının duasını
alamamış ve cenneti kazanamamış. "Cebrâil, 'Yazıklar olsun ona, burnu
yerde sürtsün onun!..' dedi, ben de 'Amin!' dedim."
Demek ki aslında anne-baba büyük bir ganimettir, nimettir. İnsanın yanında
annesi, babası sağsa, yaşıyorsa, evindeyse baş tacı etmeli, onun duasını
kazanmalı ve cenneti o dualar bereketiyle elde etmiş olmalı!..
Yâni bu sözlerimizle neyi anlatmış oluyoruz?.. Ramazan gufran ayıdır;
afv ü mağfiret olunmalıyız. Olunmamak çok fena bir şey, çok felâket, kötü
bir durum... Bu duruma düşmemeye dikkat etmeliyiz.
Bu arada bazı soruları da soralım kendi kendimize; Ramazan olduğu hâlde
neden bir insan afv ü mağfiret olunmaz?.. Çünkü Ramazanda oruç tutmaz,
teravihe gitmez, kötülüklerden vazgeçmez, oruç tutarsa bile usûlüne uygun
tutmaz. Yemek yemez, su içmez ama gözüyle harama bakar, diliyle haram söyler,
kulağıyla haramı dinler, eli harama uzanır, haram lokmayla iftar eder, ayağıyla
günah yerlerine gider. Ramazan geldiği halde bar, pavyon, kahve, gazino, günah
yerleri neresiyse oraya gider.
Meselâ bizim bir komşumuz vardı, ben ortaokuldayken kiracı olduğumuz
evde, hatırlıyorum. Üst kattaki maalesef içkili bir yer çalıştırırdı
ama, Ramazan oldu mu kapatırdı. Yâni hiç olmazsa Ramazana bir saygısı vardı...
Bazı insanlar Ramazanın gerektirdiği güzel ibadetleri yapmadığı için
afv ü mağfiret olunmuyorlar. Oruçları tutarlarsa bile iyi tutmadıklarından
onlar kabul olmadığı için mağfirete mazhar olamıyorlar. Allah bu duruma düşürmesin
sizleri... Dikkat etmek lâzım, gayret etmek lâzım, müeddeb olmak lâzım!
Bu duruma düşmemeye çalışmak lâzım.
c. Ramazan Kur'an Ayı
Dedik ki, kendi aklımızdan, okuduklarımızdan, Ramazanın güzel vasıfları
neler olabilir? Üç tane: Mah-ı gufran, mah-ı Kur'an, mah-ı irfan...
Ramazanın Kur'an ayı olması nedir? Ramazan'da her gün Cebrâil AS
Peygamber Efendimiz'in yanına gelirdi. Kur'an-ı Kerim'i okurlardı. Bir
rivayete göre: "Cebrâil okur, Peygamber Efendimiz dinlerdi." Bazıları
da diyor ki: "Peygamber Efendimiz okur, Cebrâil dinlerdi." Böylece
Kur'an-ı Kerim'in bir tekrarı olurdu. Onun için Ramazan Kur'an-ı Kerim'in çok
okunduğu, tekrar okunması gerektiği, tekrar edilmesi gerektiği, hafızaların
tazelenmesi gereken bir aydır. Kur'an-ı Kerim'e bu ayda çok önem vermeliyiz,
aziz ve sevgili dinleyciler!
Bu gün de nasib oldu, teravihten sonra kardeşlerime burada Kur'an-ı Kerim
bilgisi üzerinde bazı hatırlatmalarda bulundum. "Bakın!" dedim,
"Kur'an-ı Kerim Allah-u Teàlâ Hazretleri'nin bize gönderdiği kitap,
biz mü'minlere hitabı, Allah'ın kelâmı, Peygamber SAS Efendimiz'e göndermiş.
Bunu bilmezse bir müslüman, öğrenmezse, Allah'ın mektubunu, hitabının,
kitabını, kendisine gönderdiği bilgileri öğrenmezse çok ayıp oluyor, çok
yanlış oluyor. Böyle iyi müslümanlık olmaz!" dedim.
Onun için Kur'an-ı Kerim'i öğrenmeye; hem okumasını öğrenmeye hem,
anlamını öğrenmeye hem izahını, ahkâmını öğrenmeye çok dikkat etmek
lâzım! Kur'an-ı Kerim'in şefaatini kazanmak lâzım!
Biliyorsunuz Kur'an-ı Kerim şefaat edecek ahirette: "Yâ Rabbî bu
kulun beni çok okurdu, beni çok severdi, sen bunu afv ü mağfiret eyle diye
şefaat edecek. Kur'an-ı Kerim'in şefaat hakkı var. Kabirde yoldaş olma
durumu var, kıyamette şefaatçi olma durumu var.
Onun için, Ramazan aylarında Kur'an-ı Kerim'i okumaya da çok çok dikkat
ve gayret göstermelisiniz. Allah-u Teàlâ Hazretleri Kur'an-ı Kerim'in
sevgisini size ve evlâtlarınızın içine yerleştirsin, Kur'an-ı Kerim'in
ehli olun. Hakikî Kur'an ehli insanlardan olun. Kur'an-ı Kerim'i bilen, seven,
ahkâmını öğrenen, ahkâmını hayatında uygulayan kimselerden olmaya
gayret eyleyin. Mah-ı Kur'an olmasını siz de sağlayın, sizin için de
Kur'an ayı olsun Ramazan. Hatim indirmeye çalışın. Camilerde hafız
efendilerin güzel kıraatlerle okuduklarını, radyodan, televizyonlardan
okunan Kur'an-ı Kerimleri can kulağıyla, konuşmadan, büyük bir ilgiyle
sevgiyle dinleyin ve kendinizin de okumasını çoğaltın!..
Mah-ı Kur'an olmasını da böylece söylemiş olduk.
Üçüncüsü ne demiştim? Mah-ı irfan... İrfan ne demek? İrfan
arefe kökünden geliyor, bilmek demek... İrfan veya ma'rifet. Ma'firet de
bilmek demek, o da mastar-ı mîmîsi aynı fiilin bir çeşit mastarı yâni.
Ma'rifet ve irfan bilmek demek. Neyin karşılığı oluyor ma'rifet ve irfan?
Allah bilgisinin, ma'rifetullahın, Allah'ı bilmenin, Allah'ın iyi kulu olmanın,
Allah'ın yakın kulu olmanın, Allah'ın sevgili kulu olmanın karşılığı
bu kelime... Yâni tasavvufun karşılığı.
Ramazan ma'rifetullah ayıdır, irfan ayıdır, Allah-u Teàlâ Hazretleri'ne
yakınlaşma ayıdır. Bu hususta çok gayret etmek lâzım. İbadetleri ârifane,
irfanla, ma'rifetullaha sahip hâliyle, edâsıyla, aşkıyla, şevkiyle yapmak
lâzım. Orucu öyle tutmak lâzım. Teravihi öyle kılmak lâzım. Kur'an'ı
öyle okumak lâzım. Bu çok önemli. Bu irfan ayını boş geçirmemeli, irfanına
irfan katmalı insan, içini iyice nurlandırmalı.
d. Ramazanın Özellikleri
İkinci hadis-i şerif olarak bu konuları içine alan, deminki ikazı içine
alan bir hadis-i şerif vardı, onu da okuyayım. Ubâde ibn-i Sâmit RA'tan rivâyet
edilmiş ki:
(Enne rasûlallàhi SAS kàle yevmen ve hadara ramadân:)
"Peygamber SAS Efendimiz, Ramazan geldiği zaman bize hitap etti."
diyor Ubâde Hazretleri. Ne buyurmuş, kısaca onları söyleyelim:
(Etâküm ramadân) "Ramazan ayı size geldi, müjde olsun ey müslümanlar,
Ramazan ayı geldi!" (Şehrü bereketin) Pek çok sıfatları var.
Bir sıfatı da, bereket ayı olmasıdır. "Bu ay bereket ayıdır."
İnsanın kesesi bereketlenir, sofrası bereketlenir, maaşı bereketlenir,
kazancı bereketlenir, günü bereketlenir, her şeyi bereketlenir... Çünkü
bereket ayıdır.
(Yağşâkümullàhu fîhi) "Allah-u Teàlâ Hazretleri bu ayda
kullarını rahmetiyle kaplar, (feyünzilür-rahmete) rahmetini kullarına
indirir, (ve yehuttul-hatàyâ) ve günahları mağfiret eder." Bu
mah-ı gufran olması.
(Ve yestecîbu fîhid-duà') "Duayı bu ayda kabul eder."
Deminki hadis-i şerifte de bu müjde vardı. Bu ayda her gün ve gecede kulun
duasını Allah kabul ediyor. Onun için duayla çok meşgul olmalıyız.
(Yenzurullahu teàlâ ilâ tenâfüsiküm fîhi) "Allah-u Teàlâ
Hazretleri bu Ramazan ayında sizin ibadetlere karşı gayretinizi, koşuşmanızı,
aşk ile, şevk ile ibadetleri tatlı tatlı yapmakta birbirinizle yarışmanızı
memnunlukla seyreder, nazar eyler, (ve yubâhi biküm melâiketehû) ve
meleklerine sizinle övünür."
"--Bakın benim kullarıma. Siz, 'Kan döken mahlûkları mı yaratacaksın,
yeryüzünü fesada veren mahlûkları mı yaratacaksın?' dediniz. Bakın içlerinde
nasıl mü'min, nasıl ibadet ehli, nasıl aşık-ı sàdık, nasıl irfan ehli
kullar var!.." diye meleklerine medheder.
(Feerullàhe min enfüsiküm hayran) "Binaen aleyh, o halde, bu
ayda Allah-u Teàlâ Hazretleri aşkına, onun rızası için hayırlarınızı
edâ ediniz." demiş Peygamber Efendimiz. Yâni orucunuzu güzel tutun,
namazlarınızı güzel kılın ve diğer hayrât ü hasenâtınızı güzel yapın!
Hadisin üçüncü bölümü veya son cümlesi tehdit yine: (Feinneş-şakiyye
men hurime fîhi rahmetallàhi azze ve celle) "Asıl eşkiya, asıl şakî,
bu ayda Allah'ın rahmetine erişememiş, onu kazanamamış olan kimsedir."
Asıl eşkiya budur. Ramazan gelmiş, geçmiş de bu rahmet ayında, irfan ayında,
gufran ayında Allah'ın rahmetine nâil olamamış.
Aziz ve muhterem kardeşlerim! Onun için Ramazanda çok çok dikkatli olmanızı
rica ediyorum. Bu ayda, irfan ayında, yâni tasavvuf ayında, tasavvufla,
irfanla ilgili bazı şeyleri Peygamber Efendimiz tavsiye ettiği için, ben de
size tavsiye ediyorum: Lâ ilâhe illallah'ı, zikri çok yapın! Estağfirullah'ı
çok çekin!
Demek ki irfan ayı olduğu için elinizde tesbih, dilinizde zikrullah
olacak; bir... Başka neyi çok yapacaksınız?.. Duayı çok yapacaksınız.
Çünkü duaları kabul ediyor Allah-u Teàlâ Hazretleri... Gece gündüz kulun
yaptığı duayı kabul ediyor. Allah'ın arif kulları çok dua ederler. Ama başkalarına
dua ederler, ümmet-i Muhammed'e dua ederler. Yakınlarına, dostlarına, tanıdıklarına
dua ederler. Hatta birisiyle konuşuruz ayrılacağızı zaman ne deriz?
"--Hadi Allah'a ısmarladık, gidiyoruz. Duanızı bekleriz, bizi duadan
unutmayın!" filân deriz.
Yâni mü'minin mü'mine duası çok önemlidir. Bu irfan ayında yapacağınız
çalışmalardan birisi de kendinize, geçmişlerinize, dedelerinize, babalarınıza,
ecdadınıza, akrabanıza, ölmüşlerinize, göçmüşlerinize dua edeceksiniz!
Hayatta olan çoluk çocuğunuza, arkadaşlarınıza, ümmet-i Muhammed'e dua
edeceksiniz!
Biliyorsunuz duanın en makbulü:
"Allahümmerham ümmete muhammeden rahmeten âmmeh." demektir.
Duayı çok yapacaksınız. Ümmet-i Muhammed'i Allah her türlü dertten, sıkıntıdan
kurtarsın diye dua edin! Hayırlara erdirsin diye dua edin, şerlilerin şerrinden
korusun diye dua edin!.. Çünkü başkasının iyiliği için dua yapmak, son
derece kıymetli bir şey...
e. Duası Kabul Edilen Üç kimse
Bu dua ile ilgili de bir hadis-i şerif okuyarak konuşmamı tamamlamak
istiyorum ama istiyeceğiniz iki şey var, onu da bu hadis-i şeriften sonra söyleyeyim.
Sohbetimizin üçüncü hadis-i şerifini, sonuncu hadis-i şerifini okuyorum.
Ahmed ibn-i Hanbel rivayet etmiş. Tirmizî rivayet etmiş, hasen hadis demiş.
İbn-i Huzeyme, İbn-i Hibban sahihlerinde rivayet etmişler, Tergib'de de varmış
bu hadis-i şerif. Ebû Hüreyre RA'dan rivayet edilmiş.
(Kàle rasûlullah SAS: Selâsetün lâ türeddü da'vetühüm: Es-sàimü
hattâ yuftır, el-imâmul-àdil, ve da'vetül-mazlûmi yerfeuhallàhu
fevkal-gamâmi ve yuftehu lehâ ebvabüs-semâi ve yeklur-rabb: Ve izzetî
leensuranneke velev ba'de hìn.) Sadaka rasûlullah.
Metnini okuduğumuz hadis-i şerifte Peygamber SAS Efendimiz buyuruyor ki:
"Üç kimsenin duası reddolunmaz kabul olur:
1. (Es-sàim) "Oruç tutanın duası makbul olur..."
"Ramazanda" sözü yok. Ramazana mahsus değil. Başka zaman oruç
tutarsa o zaman da makbul olur. Ama biz şu anda Ramazandayız, oruç tutmaktayız.
Üzerine farz olan herkes orucu tutuyor. Demek ki oruçluların duası makbul
olacak. Bu ayda, bu irfan ayında çok dua edelim; kendimize ve başkalarına...
(Hattâ yuftıra) "İftar edinceye kadar ağzı oruçluyken o oruç
tuttuğu esnada, oruçlu olduğu esnada duaları makbuldür."
Onun için vaktimizi boşa geçirmeyelim. Dua ile geçirelim. Kendimize, çoluk
çocuğumuza, dostlarımıza, ümmet-i Muhammed'e dua edelim.
"İki şeyi çok söyleyin!" diyor Peygamber Efendimiz, hadisi
okuyunca söyleyeceğim dedim:
1) "Cehennemden yâ Rabbi beni uzak eyle, ırak eyle, cehennemden
kurtar, âzat eyle!" diye cehennemden kurtulmayı isteyeceksiniz; kendiniz
ve yakınlarınız için...
2) "Yâ Rabbi, beni cennetine dahil eyle, cemâlinle müşerref eyle,
selâmına mazhar eyle!.. Firdevs-i A'lâ'na dahil eyle, Habib-i Edîbine komşu
eyle!.." diye cenneti isteyeceksiniz.
Duası kabul olanlardan birisi, iftar edinceye kadar oruçlu demişti. Ne
mutlu, herkes oruç tutuyor bu güzel ayda... Kendimize ve çevremize ve ümmet-i
Muhammed'e çok çok dualar edelim!..
2. (El-imâmül-àdil) Burdaki imam, öder demek. Zaten namazda da
imam öne geçtiği için, önder olduğundan onun adı da imam oluyor.
"El-imâmül-âdil" deyince burdan anlıyoruz ki adaletli önder,
devleti yöneten önder. Yâni camide namazı kıldıran kişi değil de
adeletle görevli kimdir? Yöneticidir. Yönetici olan, idareci olan hükümdar,
önder, devlet başkanı, reis-i cumhur, bakan, başbakan, kimse yâni... Yönetim
görevinde olan adaletli hükümdarın duasını da Allah hiç reddetmez, hemen
kabul eder.
Onun için ne yapması lâzım hükümdarların?.. Allah'ın böyle duası müstecab
kullarından olabilmesi için, Adaletle haraket etmesi lâzım!.. Hz. Ömer
gibi, Ömer ibn-ü Abdülaziz gibi, Malazgirt Zaferi'ni kazanan Alparslan gibi,
tarihteki mübarek, adaletli hükümdarlar gibi... Daha nice nice böyle
adaletle tanınmış kimseler var. İşte onların dualarını da Allah seviyor,
kabul ediyor.
3. (Ve da'vetül-mazlûm) "Bir de zulme uğramış insanın duasını
da kabul eder Allah, reddetmez. (Yerfeullahu teàlâ fevkal-gamâm) Allah
onun duasını bulutların üstüne çıkartır, yükseltir; (ve yuftehu lehu
ebvâbüs-semâ') ve göğün kapıları hemen açılır." Yâni bu
mazlumun duası için... (Ve yeklur-rab azze ve celle:) "Allah-u
Teàlâ Hazretleri, alemlerin Rabbi Mevlâmız buyurur ki: (Ve izzetî)
'--İzzetime andolsun ki (leensuranneke) sana yardım edeceğim,
mutlaka yardım edeceğim, mutlaka yardım edeceğim ey mazlum! O zalimden senin
intikamını alacağım! (Ve lev ba'de hìn) Hikmetim icabı, herhangi
bir sebepten --artık kendisi bilir sebebini-- biraz zaman geçse bile, bir
zaman fasılasından sonra bile olsa, sana yardımcı olacağım ey mazlum!'
diye Allah-u Teàlâ Hazretleri kendi izzetine yemin eder."
Demek ki aziz ve sevgili kardeşlerim, zulmetmemeye de dikkat edelim. Bu ayda
böyle dua ile meşgul olalım.
Zulmetmenin iki çeşidi var, onu da söylemeden geçemeyeceğim: İnsanın
bir başkasına zulmetmesi vardır; işte eziyor, sadist, üzüyor, hakkını alıyor,
dövüyor, sövüyor... filân. Bu başkasına karşı zalim, başkasına
zulmediyor.
Bir de kendisine zulmetmesi vardır. İnsanın kendisine zulmetmesi nedir?..
Yâni eline bıçak alıp, jilet alıp göğsünü cart cutr yırtması mı? Hayır.
Günah işleyen kimse kendisine zulmediyor. (Zâlimun linefsihî)
"Kendi nefsine zulmeden" diye Kur'an-ı Kerim böyle kimselerden bu
tabirle bahsediyor.
İnsan günah işleyince nasıl zalim oluyor, kendi nefsine zulmeden nasıl
oluyor?.. Çünkü günah işleyen cezasını çekecek, cayır cayır yanacak,
cehenneme atılacak. Böylece kendisinin kötü duruma düşmesine kendisi sebep
olduğundan, kendisine zulmetmiş oluyor. Demek ki zalim olmaktan kaçınmalı.
Hem başkasına zulmetmekten kaçınmalı. Yâni eza, cefa, cevr, baskı, dövme,
sövme yapmamalı; hem de kenidisine zulüm yapmamalı! Yâni günah işleyip
de, başını ahirette derde sokmamalı insan...
Aziz ve sevgili kardeşlerim! Allah-u Teàlâ Hazretleri, her şeyin çok
tatlı bir şekilde cereyan ettiği bu güzel ayda, bu mah-ı gufranda mağfiret
olmayı nasib etsin... Bu mah-ı Kur'an'da Kur'an-ı Kerim'in şefaatini
kazanmayı nasib etsin... Kur'an-ı Kerim'le güzel güzel meşgul olmayı;
teravihlerde, mukabelelerde Kur'an-ı Kerim'i dinlemeyi nasib etsin... Bu mâ¤h-ı
irfanda irfana ermeyi, ma'rifetullaha ermeyi, Allah'ın sevgili kulu olmayı,
dostları arasına katılmayı nasib eylesin...
Dualarla, zikirlerle, Kur'an'la vakit geçirip, bu ayı güzel değerlendirip,
rahmete nâil olup, bu aydan kârlı çıkmayı Allah-u Teàlâ Hazretleri cümlemize
nasib eylesin... Size kıt'alar arası uzaklardan, güney yarımküreden
sevgiler saygılar, en içten, en halis duygularla dualar ve temenniler...
Esselâmü aleyküm ve rahmetullàhi ve berekâtühû, aziz ve sevgili
Akra dinleyicileri!..
09. 01. 1998 - Brisbane / AVUSTRALYA
|