|
RAMAZAN' IN FAZİLETLERİ
Esselâmü aleyküm ve rahmetullàhi ve berekâtühû!..
Aziz ve sevgili müslüman kardeşlerim, sevgili dinleyicilerim!..
Allah-u Teâlâ Hazretleri cümlenizden râzı olsun... Bu güzel, hayırlı, feyizli
ayın rahmetlerinden, nimetlerinden, Allah-u Teâlâ Hazretleri'nin iyi kullarına
sunduğu ikramlarından istifade etmeyi Mevlâ cümlenize nasib ve müyesser
eylesin...
Aziz ve muhterem kardeşlerim!.. Selmân-ı Fârisî RA, biliyorsunuz Peygamber
SAS'in çok sevdiği bir sahabi... (Selmâni minnâ ehlel beyti) "Selman
bizdendir, ehl-i beytimizdendir." buyurmuş. Selman RA diyor ki:
(Hatabenâ rasûlüllah SAS fî ahiri yevmin min şa'bân) "Şa'banın son
gününde Rasûlüllah SAS bir hutbe irad eyledi. Çıktı minbere, bizlere bir konuşma
yaptı." diyor ve şöyle buyurduğunu naklediyor:
(Yâ eyyühen nâs) "Ey insanlar!.. (Kad ezalleküm şehrun azîmün)
Size bir büyük, azametli, muazzam ayın gölgesi geldi, sizi gölgeledi, gölgesi
üzerinize düştü." Çünkü şa'banın son günü, henüz daha ramazan girmemiş, onun
için öyle buyurmuş. (mübârekün) "Mübarek bir ay... (şehrun fîhî
leyletün hayrun min elfi şehrin) Öyle bir ay ki, içinde bin aydan daha
hayırlı bir gecenin olduğu ay..."
Bin aydan daha hayırlı gece, biliyorsunuz kadir gecesidir. O kadir gecesi
ramazanın içine konulmuş ve biraz da saklanmıştır. Peygamber SAS: "Ramazanın son
on gününde arayın kadir gecesini!" buyurmuş, "Tek günlerde arayın!" buyurmuş
ama, bütün bunlar biraz mübhem şeyler... Bazan ramazanın başlangıcında bir gün
kayması olabiliyor. Onun için, Peygamber SAS Efendimiz ramazanın son gününde eve
bile gitmez, camide ibadetle meşgul olurdu. Ramazanın o mübarek kadir gecesini
yakalayıp istifade etmek için, bizim de tabii o sünnet-i seniyyeye uygun hareket
etmemiz icab ediyor.
Aziz ve muhterem kardeşlerim!.. Peygamber SAS Allah'ın rasûlü, habîbi, en
sevgili kulu, seyyidül evvelîne vel âhirîn, yâni bütün insanların, geçmişlerin
ve geleceklerin en asâletlisi, en soylusu... Server-i enbiyâ, bütün
peygamberlerin de mertebesi en yüksek olanı... Makàm-ı Mahmud'un sahibi... Her
hali güzel, bütün ömrü güzel, her saniyesi güzel... Her huyu güzel, her sözü
güzel, her hadisi güzel... Fakat Peygamber SAS Efendimiz, üçaylar geldiği zaman
kendisini daha fazla bir ibadete verirdi. Daha da bir güzel ibadet alemine
kendisini daldırırdı; zâten her anı ibadet olduğu halde... Tabii bu, bizim için
bir önemli müşahededir, ibrettir bizler için...
Receb ayı geldiği zaman, Peygamber Efendimiz bütün diğer aylardan daha fazla
oruç tutardı. Biliyorsunuz receb, ramazandan iki önceki ay... Regaib kandili
var... Regaib kandili ile müslümanlar mübarek bir ayın geldiğini anlıyorlar,
farketmiş oluyorlar. Allah'ın büyük ikramlarına mazhar olunuyor bu gecede...
Receb ayının yirmiyedisinde mi'raca çıkmış Rasûlüllah SAS Efendimiz... Mirac
gibi, başka hiç bir beşere hâl-i hayatında nasib olmamış olan Allah-u Teâlâ
Hazretleri'nin divanına kabul olmak, âşikâre Allah-u Teâlâ Hazretleri'ni görmek
nimeti Rasûlüllah SAS'e receb ayında nasib olmuş.
Ondan sonra şa'ban ayında ibadetlerini devam ettirirdi Peygamber Efendimiz...
Oruçlarını devam ettirirdi. Şa'banın ortasında da biliyorsunuz beraet gecesi
var, berat kandili var... Onu da yaşadık geçtik ve ramazan ayına geldik.
Peygamber SAS Efendimiz işte şa'ban ayının sonunda ramazan ayını anlatırken,
Selman RA'ın bize rivayet ettiği hadis-i şerifi okuyorum:
İlkönce bu ayın mübarek bir ay olduğunu, çok muazzam, çok hürmetli, çok ulu
bir ay olduğunu mübarek sözleriyle beyan ediyorlar. Bize ilk söyledikleri,
içinde bin aydan daha önemli bir gecenin saklı olduğu aydır denmesi... Kadir
gecesi ramazanın içinde saklı olduğu için, biz bütün geceleri kadir gecesi
bilerek geçirmeliyiz.
Zâten büyüklerimizin bize nasihati nedir, halkımızın arasında atasözüdür:
"Her geceni kadir, her karşılaştığın, gördüğün insanı Hızır bil!" demişler. Hani
fakirdir, hırpânî kılıklıdır, yoksul görünüşlüdür, saçı sakalı birbirine
karışmıştır diye karşındaki insanı hor görme; belki Hızır AS'dır. Geceni gàfil
geçirme, belki kadir gecesidir. Her geceyi kadir gecesi gibi bilip ihyâ etmeyi
tavsiye etmiş büyüklerimiz...
Şimdi Efendimiz'in ramazanı anlatırken ilk işaret ettiği nokta bu, kadir
gecesi... O halde biz de kadir gecesini zihnimizde en önemli mesele olarak
tutalım!.. Şimdiden niyet ediyoruz ki, "Allah nasib eder de ramazanın son aşr-i
ahîrine, en son on gününe sıhhat afiyetle ulaşırsak, bak inşaallah ben de
Peygamber SAS Efendimiz'in yaptığı gibi i'tikâfa çekileceğim. Camiye gideceğim,
gecede camide yatacağım kalkacağım. İlmihal kitaplarını okurum, i'tikâfın
âdâbını öğrenirim. Sünnet-i müekkededir. Bir beldede, bir köyde hiç kimse bu
i'tikâfı yapmazsa, herkes sorumlu oluyor. Ben bunu bu ay yapacağım!" deyip, o
kadir gecesini yakalamayı bir kere azmedelim, isteyelim!..
Çünkü, Allah-u Teâlâ Hazretleri'nin bir vaadi var... Allah-u Teâlâ Hazretleri
kullara: "Ne isterseniz isteyin, istediğinizi vereceğim!" buyurmuş. Peygamber
Efendimiz nakleylemiş: "Cenneti isteyene cenneti vereceğim!" buyuruyor. Binâen
aleyh, istemek lâzım! İçinden, kuvvetli bir tarzda insanın istemesi, niyet
etmesi lâzım!..
Hattâ biliyorsunuz, hadis-i şeriflerde geçiyor, bir insan şehidliği de
isteyecek; "Yâ Rabbi senin yolunda şehid olayım, canımı da vereyim!" diyecek.
"Kalbinde şehid olma arzusu olmadan ölen bir insan, münafıklıktan bir çeşit
üzerine ölmüş olur." deniliyor. Yâni canını vermeyi isteyecek ama, belki savaş
olmaz, belki şehid olmaz, belki sıcak yatağında, döşeğinde ölür... Olsun, "Can u
gönülden şehid olmayı isteyen bir insan, sıcak yatağında, rahat bir şekilde ölse
bile, Allah onu şehidlerin mertebesine ulaştırır." buyuruyor hadis-i şeriflerde
Peygamber Efendimiz... Demek ki, niyet önemli...
O halde biz de bir kere, "İnşaallah bu sene kadir gecesini yakalamağa gayret
edeceğim, ramazanın son on gününde i'tikâfa gireceğim!" diyelim. Biz önceden
hatırlatıyoruz ya sizlere bazı şeyleri... İkaz ediyoruz, hatırlatıyoruz,
kardeşlerimiz kaçırmasınlar diye... Üçayları da önceden ikaz ettik. Üçayların
başında, "Aman şa'bana, ramazana dikkat!" diye söylemiştik. Bunu da şimdiden
söylüyoruz.
Bir şey daha söyleyeyim, sevgili dinleyiciler! Biliyorsunuz kurban bayramında
kurban kesiyoruz. Zengin olanlar gidiyorlar, kıvrım kıvrım boynuzlu, sürmeli
gözlü, güzel bir koç seçip kurban etmeye çalışıyorlar. Allah kabul etsin...
"Kurban gelince kurbanı da keseceğiz inşaallah!" diyelim, ona da önceden niyet
edelim!.. Güzel şeylere önceden niyet etmek adetimiz olsun. Amma, ramazan
bayramında kurban kesmek!.. Kurban bayramında kurbanı herkes kesiyor, tamam o
vacib... Amma, ramazan bayramında kurban kesmek; bunu da şimdiden
hatırlatıyorum. Bakın daha ramazanın ikisindeyiz. Ramazan bayramında kurban
kesmek de çok sevab, yediyüz misli sevabı var...
Peygamber SAS bir hadis-i şerifinde yediyüz misli sevablı dört şey
saymış:
1. İnsanın Allah yolunda harcamaları yediyüz mislidir. Cihada, hacca,
umreye...
2. İnsanın anasına, babasına iyilik olsun diye yaptığı harcamalar; yiyimine,
giyimine, kirasına harcamalar yediyüz mislidir.
3. Ailesine harcamalar yediyüz misli... Bu da ne kadar güzel! İslâm aile
muhabbetine ne kadar önem veriyor. İnsan filesini dolduracak, "Çoluk çocuğum,
kuzucuklarım yesin içsin!" diye evine götürecek. Bir tatlılık olacak, çocukların
gözü doyacak... Komşunun elmasına el uzatmayacaklar, başkasının elindekine göz
dikmeyecekler. Evde her şey var, gözleri tok olacak. Demek ki, eve de harcamak
yediyüz misli...
4. Ramazan bayramında bir kurban kesmek... Neden?.. Ramazan bayramında bayram
günüdür. Kurbanı kestiniz mi, evde bir bereket olur. Sadece Türkiye'yi
düşünmeyin, sadece bu zamanı düşünmeyin!.. İslâm, bütün çağlar ve zamanlar için
olan bir din... Yâni çölü düşünün, köyü düşünün, kasabın olmadığı yeri
düşünün!.. Süpermarketin olmadığı yeri düşünün!.. Muhtelif pozisyonları
düşünün!..
Evde bir kurban kesilmişse ne olur?.. Bereket olur, muhabbet olur, şenlik
olur. Misafirler daha rahat ağırlanır. "Buyurun oturun, yeyin, yemeğe kalın!"
denir. vs. Bunu da hatırlatmış oluyoruz.
Bu konuşmamızda ileriye dönük iki şey hatırlattık: Ramazanın son on gününde
aman i'tikâfa girin; Peygamberimiz'in hadis-i şerifinde bastıra bastıra ilk
nokta olarak söylediği kadir gecesini yakalamak nasib olsun cümlenize... Sonra,
bayram günü de Allah'ın izniyle, Allah size bir zenginlik vermişse bir güzel
kurban kesin; ordan da yediyüz misli sevab alın!..
Selman RA Efendimiz, başımızın tacı o sahabi-yi celil ne rivayet etmiş
Peygamberimiz'in sözlerinden; ona dönelim: "Peygamber Efendimiz bize şa'banın on
gönünde hutbe irad etti. Çıktı hutbeye, şu sözleri söyledi." diyor. İlkönce
ramazanın muazzam, ulu, azametli bir ay olduğunu söylemiş; bir... Mübarek bir ay
olduğunu söylemiş; iki... İçinde kadir gecesi olan bir ay olduğunu söylemiş;
üç... Bunlar önemli...
Devam edelim:
(Cealalàhu sıyâmehû farîdaten ve kıyâme leylihî tatavvuan) Allah bu
ramazan ayının içinde gündüzleri oruç tutmayı fariza kılmıştır, farz kılmıştır.
Geceleyin kalkıp namaz kılmayı da tatavvu' kılmıştır. Tatavvu', sevap kazanmak
için farz olmadığı halde yapılan güzel ibadetler demek... Biz ne yapıyoruz;
orucu tutuyoruz da, tatavvu' olan gece namaz kılmayı da yapıyor muyuz?..
Yapıyoruz, yaptık, yaparak geldik buraya... Ne yaptık?.. Yatsı namazının
arkasından teravih namazı kıldık. İşte o, gecenin tatavvu' olarak kılınmış bir
namazıdır. Başka zamanlarda yok... Ramazanda Efendimiz'in sünneti olarak teravih
namazını aşk ile, şevk ile kılıyoruz.
Elhamdü lillâh biz Yeni Cami'de içerde yer bulamadık, sünneti avluda kıldık
da sonradan içeriye girdik. O bakımdan Denizlili kardeşlerimi de tebrik
ediyorum, Allah râzı olsun... Camilerin insanlara yetmemesi, cemaatin sokağa
taşması İslâm'ın bereketini gösteriyor. Elhamdü lillâh pırıl pırıl gençlerin,
yeni nesillerin İslâm'ın güzzeliğini anladığını ve onu yaşadığını, sevdiğini,
benimsediğini gösteriyor. Tebrik ederiz ve devamını dileriz, ziyadeleşmesini
dileriz.
(Men tekarrabe fîhî bihasletin minel hayri ev eddâ farîdaten kâne kemen
eddâ seb'îne farîdaten fî mâ sivâhu) "Kim bu ay içinde, ramazan ayı içinde
hayırdan herhangi bir çeşidiyle bir hayır yaparsa, Allah'a yakınlık sağlayacak
bir güzel jest, bir ibadet, bir hayır yaparsa, yahut da üzerine fariza olan bir
şeyi bu ramazan ayı içinde yaparsa; --meselâ zekât; zekâtın ille şu ayda
verilecek diye bir mecburiyeti yoktur amma, ramazan ayında verirse meselâ-- bu
ayın dışında yapmış olduğu yetmiş farîza edâ etmiş gibi olur." buyuruyor
Peygamber Efendimiz...
Şimdi meselâ, ramazan ayında umreye giderse bir insan ne olur?.. Öteki
aylardan çok sevab olur. Bu da bu ayın bereketindendir.
Hadis-i şerifi takib ettiğim için ramazanla ilgili giriş mahiyetinde başka
hadis-i şerifleri söylemedim. Ramazan ayında Allah-u Teâlâ Hazretleri cenneti,
gökleri, yeri, mânevî atmosferi hazırlıyor. Cennetin kapıları mü'minlere
açılıyor, cehennemin kapıları kapanıyor. Gökyüzü bezeniyor. Cebrâil AS'a Allah-u
Teâlâ Hazretleri emrediyor: "Git, şeytanların azılılarını, başkanlarını
zincirlere bağla, denizlere at!" buyruluyor. Hadis-i şerif var bu konuda...
Yâni, şeytanların gücü tâkati kırılıyor, elleri ayakları bağlanıyor; insanları
azdırma faaliyetleri azalıyor. Bu da güzel bir şeydir. Yâni, kötülüğün yapılması
azaltılıyor Allah tarafından... Şeytanların çalışma imkânları zincirlere
bağlanmak sûretiyle daraltılmış oluyor; bu da güzel bir şey...
Göğün bezenmesi, cennetin süslenmesi, cennet kapılarının açılması; bunların
hepsi güzel şeyler... Bu ay önemli olduğu için oluyor ve bu ayın içinde insan
bir hayır yaparsa, bir farzı yaparsa, başka zamanda yaptığından yetmiş kat fazla
oluyor. Yâni ne demek sevgili dinleyiciler?.. Koşturun koşturabildiğiniz kadar
hayır yapmağa demek... İnsanın ağzı tatlanıyor ve azmi artıyor hayırlar
yapmağa... Değil mi?..
(Ve hüve şehrus sabri) Bu ramazan sabır ayıdır. Ramazanda Allah-u
Teâlâ Hazretleri bize, bizim için helâl olan bazı şeyleri yapmayın diye sabır
emretmiş: "Su içmeyin, yemek yemeyin, şunu yapmayın, bunu yapmayın!.." Başüstüne
diyoruz, yapmıyoruz. Susasak da içmiyoruz. Gerçi şimdi kışa geldi ramazan, oruç
zamanı kısa; kolay tutuyoruz ama, yaza geldiği zamanlar da var... Uzun saatler,
hem de harman zamanı, buğdayları biçip harman yaparken de dedelerimiz oruçları
tutmuşlar gene... Ağızları kurusa da, dudakları çatlasa da sabretmişler. Sabır
ayı...
Tabii bir de, biliyorsunuz dünya yuvarlak... Allah nasib etti, kardeşlerimiz
bizi Avustralya'ya çağırdı. Bir ay önce oradaydık. Burada kış, Avustralya'da
yaz... Burada siz orucu kısa tutuyorsunuz, çünkü gündüzleri kısadır. Ama
Avustralya'da kardeşlerimiz uzun tutuyorlar; çünkü, yaz gündüzleri uzun... Yâni,
dünyanın her yeri farklı olabiliyor.
Neticede, az da çok da olsa bir sabır imtihanı, egzersizi yapıyoruz. Sabahtan
itibaren sabredebilirsek ne mutlu!.. Sabrediyoruz; su içmiyoruz, yemek yemiyoruz
da; benim sabredebilirsek dediğim, kızmamak... Çocuğuna kızmayacaksın, hanımına
kızmayacaksın, komşuna kızmayacaksın, yumuşak olacaksın, halim selim
olacaksın!.. Başka şeylere de sabredeceksin: Harama bakmayacaksın, dilini
tutacaksın, gözünü çevireceksin!..
(Ves sabru sevâbühül cenneh) Sabrın sevabı, mukabili, karşılığı da
cennettir. Sabır önemli bir şey... İnsan biraz zorlanıyor sabretmek için, dişini
sıkıyor, zorlanıyor, kızarıyor ama, sabrettiği zaman sevabı da cennet oluyor. O
bakımdan Peygamber Efendimiz bu cümlesiyle, iyi sabredenlere, orucu iyi
tutanlara cenneti vaadetmiş oluyor.
(Ve şehrül muvâsâti) Bu ay şehrül muvâsâhtır. Şehrül muvâsâh demek,
birisine mâlî bakımdan, aynî bakımdan, eşya ve yiyecek içecek bakımından yardım
etme ayı demektir. Ne yapacağız?.. Ayıracağız üç milyon, beş milyon lira;
gireceğiz çarşıya, pazara... Yarım kilo peynir, üç kilo pirinç, beş kilo
patates, şu kadar soğan, bu kadar bilmem ne... Kutuya doldurtacağız, götürüp
tanıdığımız, mahallemizden, köyümüzden bir fakirin kapısını vuracağız, "Buyur,
bunları ye!" diyeceğiz. İşte bu ne oldu?.. Mâlî bir destek oldu ona... Aynî
olarak, yiyeyecek içecek olarak ona bir yardım etmiş olduk.
İşte ramazan yardımlaşma ayıdır. Mü'min mü'mini gözetecek, yoksulları
sevindirecek, gönlünü alacak. Onların da biraz nimet içinde rahatlamasını
sağlayacak.
(Ve şehrün yüzâdü fî rizkıl mü'mini fîhî) Bu ayda Allah mü'minin
rızkını arttırıyor. Hakîkaten kendi hanenizdeki umûmî grafiği bir çizin bakalım;
onbir ayın yeme içme, sofra grafiğini, bir de onikinci ay ramazanın durumunu...
Ramazanda grafik değişiyor derhal... Neden?.. İşte Efendimiz'in bildirdiği bu
hikmetten dolayı... Mü'minin rızkı ramazanda arttırılıyor. Sofrada çeşit çeşit
rızıklar oluyor.
Hocamız cennetmekân Mehmed Zâhid Efendi, mütebessim gül çehresiyle güzel bir
söz söylerdi. Derdi ki: "Rızık insanın boğazından geçendir, yoksa kasasında
duran değil..." Hani peyniri kavanozun içine koysan, dışını yalasan; reçel
kavanozunun dışını yalasan, bir şey yok... Rızık insanın boğazından geçendir.
Binâen aleyh, ramazanda bal gibi işte görüyoruz, çeşit çeşit nimetler
sofranın üstünde... Saymak istesek parmaklarımız yetmez; el parmaklarımız biter,
ayak parmaklarımız biter. Bir sürü nimetler... İşte nedir?.. "Mü'minin rızkı
arttırılıyor." diyor Peygamber Efendimiz; onun tezâhürüdür bu... Sadaka
rasûlüllah, Rasûlüllah doğru buyurmuş.
(Men fettara fîhî sàimen kâne mağfireten lizünûbihî) "Bu ayda bir
oruçluyu iftar ettirir, akşamleyin yemek yedirtirse, kendi günahlarının mağfiret
edilmesine sebep olur." O halde bir de bu tarafı var işin... Ne yapacağız?..
Soframız açık olacak, "Buyurun, bizde iftar edelim!" diyeceğiz, insanlara yemek
yedireceğiz.
(Ve ıtka rakabetihî minen nâr) Boynu da cehennemden âzâd olurmuş,
böyle yemek yediren kimsenin... (Ve kâne lehû misli ecrihî) "İftar
ettirdiği oruçlu ne sevab kazandıysa, onun ecrinin bir misli de iftar ettirene
verilir." diyor Peygamber Efendimiz... (min gayri en yenkusa min ecrihî
şey') "O oruçlu misafirin sevabından hiç bir şey eksilmeden, ev sahibine de
onun ecrinin bir misli verilir." diyor. Bu da çok önemli... Yâni, oruçluları
evimize iftara çağırmak ve onlara yemek yedirmek önemli; çünkü onların ecrinin
bir mislini alıyoruz.
Sıkı durun, bir müjde daha geliyor hadis-i şerifin devamında:
(Kàlû: Yâ rasûlallah! Leyse küllünâ yecidü mâ yufattirus sàim.) Tabii,
sahabe-i kiram çok sıkıntılar çektiler o zamanda... Demişler ki: "Hepimiz
oruçluya iftar ettirecek, sofra kuracak durumda değiliz! Öyle yiyeceğimiz
içeceğimiz yok ki evde, nasıl iftar ettirebilelim?.. İftar ettirecek durumda
olmayanlar ne olacak?" diye sormuşlar Peygamber SAS Efendimiz'e...
Peygamber SAS Efendimiz buyurmuş ki:
(Yu'tillâhu hâzes savâbe men fettara sàimen alâ temretin ev alâ şerbeti
mâin ev mezkati lebenin.) "Bu sevabı Allah-u Teâlâ Hazretleri bir oruçluya
bir hurma ikram edene, yahut bir içim su verene veyahut birazcık sağılmış süt
verene Allah bu sevabı verir." Yâni, o kadar zengin olmasa bile oruçluya böyle
bir şey verdiği zaman o sevabı veriyor.
Onun için, az demeden iftar ettirmeğe koşturmak lâzım! Hattâ insan yanında
sarılı hurma filân bulundursa, gàlibâ kârlı olur. Yolda giderken insan bazan
yetişemiyor, trafik sıkışık oluyor, kalabalık oluyor, yetişemiyorsunuz.
Yanınında bulunsun, ikram edersiniz.
Biz geçen akşam yoldaydık. İzmir'e gireceğiz, iftar vakti geldi. Ben bizim ev
halkına dedim ki: "Hadi bakalım çıkartın, bize bir şeyler ikram edin, sevabları
kazanın!" dedim. Onlar da arkadan bir şeyler gönderdiler, iftar ettik. Bu
hadis-i şerifteki vaade göre, bizim sevabımızdan bir şey eksilmeden onlar da
sevab almış oldular.
(Ve hüve şehrün evvelühû rahmetün ve evsatühû mağfiretün ve âhiruhû itkun
minen nâr) Buyurmuş ki Peygamber Efendimiz bu ramazan için: "Bu öyle bir
aydır ki, bu ayın evveli rahmettir." yâni, insan rahmete giriyor. Şimdi biz
Allah'ın rahmeti içinde yüzüyoruz elhamdü lillâh...
(Ve evsatühû mağfiretün) "Ortası kulun günahlarının mağfiret
olunmasıdır." Suçluyuz, günahkârız, yüzümüz kara, mâzîmiz karanlık... Eksiğimiz
kusurumuz çoktur ama, oruç tuta tuta ayın ortasında Allah günahları mağfiret
ediyor.
(Ve âhiruhû ıtkun minen nâr) "Ramazanın sonu da cehennemden
âzadlıktır." Ey kulum, sen ramazanı tuttun, ben seni affeyledim, mağfiret
eyledim, cehenneme de atmayacağım; hadi bakalım âzâd oldun!" diyecek Allah-u
Teâlâ Hazretleri, ramazanı güzel tutanlara...
Allah bizi cehennemden âzâd ettiği bu bahtiyarlardan eylesin...
(Men haffefe an memlûkihî fîhî gafarallàhu lehû ve a'tekahû minen nâr)
Biliyorsunuz harblerde esirler alınıyordu eskiden, köle oluyordu,
çalıştırılıyordu. Diyor ki Peygamber efendimiz: "Kim kölesine bu ayda biraz işi
hafif buyurursa, çok iş yüklemezse, --tabii, kölelerin bir kısmı müslüman
olabiliyordu; müslüman ama köledir gene, çalışacak-- Allah o kölenin efendisini
mağfiret eder, (ve a'tekahû minen nâr) onu cehennemden âzâd eder.
(Festeksirû fîhî min erbai hisâl) "Bu ramazan dört işi çok yapın!..
(Hasleteyni türdne bihimâ rabbeküm) Bu dört işin iki tanesi ile
Rabbinizin rızâsını kazanacaksınız, Rabbinizi sizden râzı edebileceksiniz.
(Ve hasleteyni lâ ğınâe biküm anhümâ) Öteki iki tane iş de sizin
vazgeçemeyeceğiniz, mecbur olduğunuz, muhtac olduğunuz, elde etmek zorunda
olduğunuz şeylerdir. Dört şeyi çok yapın!" diyor.
Ne imiş onlar?.. (Fe emmel hasletânilletâni turdne bihimâ rabbeküm)
Rabbinizi râzı edeceğiniz, Rabbinizin rızâsına ereceğiniz iki iş nedir: (Fe
şehâdetü en lâ ilâhe illallah) "Eşhedü en lâ ilâhe illallah" demektir. Bu
çok önemli bir söz! "Ben şahidlik ederim, bilirim bildiririm ki, Allah-u Teâlâ
Hazretleri'nin şeriki, naziri yoktur, tektir." (Ve testağfirûnehû)
İkincisi de, istiğfar etmektir.
Demek ki, bu ramazan ayında ne yapacağız?.. Eşhedü en lâ ilâhe illallah'ı çok
söyleyeceğiz; bir... Estağfirullah'ı çok söyleyeceğiz. "Estağfirullah el azîm ve
etûbü ileyh" de diyebilirsiniz.
Ben eskiden mecmualarda yazmıştım, "Ramazan tasavvuf ayıdır." demiştim.
Peygamber SAS Efendimiz tasavvufu nasıl emrediyor, görüyorsunuz. Ramazanda çokça
"Lâ ilâhe illallah" diyeceksiniz, "Estağfirullah" diyeceksiniz. Bununla
Rabbinizi râzı edersiniz diyor. Bakın, Rabbimiz ne kadar lütufkâr ki, biz "Lâ
ilâhe illallah" diyoruz, o râzı oluyor; biz "Estağfirullah" diyoruz, "Beni affet
yâ Rabbi!" diyoruz, Rabbimiz râzı oluyor. Ne kadar güzel bir dinimiz var elhamdü
lillâh...
Bu iki tanesini çok söyleyin muhterem kardeşlerim! Biraz sıkı, sağlam derviş
olun!..
(Ve emmel hasletânilletâni lâ gınâe biküm anhümâ) "Kendisinden
müstağni kalamayacağınız öteki iki iş: (Fetes'elûnallahel cenneh ve tezûne
bihî minen nâr) Allah'tan cennetini istemenizdir ve cehennemden Allah'a
sığınmanızdır." Tamam, bunu da yaparız: "Yâ Rabbi, bizi cennetine dahil eyle!..
Yâ Rabbi bizi cehenneminden âzâd eyle!.." diye de çok diyeceğiz.
(Ve men sakà fîhî sàimen) "Kim bir oruçluyu bu ayda doyurursa,
(sakàhullàhu teâlâ min havdî şerbeten) Allah o kimseye benim havz-ı
kevserimden öyle bir kevser şerbeti ikrâm eder ki; (lâ yezmau ba'dehâ
ebedâ) içen öyle kanar, öyle doyar, öyle memnun olur ki, hiç bir daha
susuzluk çekmeyecek güzel bir hâle nâil olur."
Böylece Peygamber Efendimiz, oruçluya ikram eden kimseye Allah-u Teâlâ'nın
kevser şerbeti ikram edeceğini de bildirmiş oldu. Bu güzel hadis-i şerifi
böylece biz de sizlere tamamlamış olduk. Eğer not aldıysanız, epeyce bilgiler
size ulaşmış oldu. Tekrar başından şöyle bir göz gezdirelim:
Bu hadisi şerife göre, gözümüzü dört açacağız, kadir gecesini kaçırmamağa
çalışacağız. Bunun için ramazanın son on gününde i'tikâfa gireceğiz. Ramazan
bayramında paramız pulumuz varsa, bir kurban keseceğiz. Sonra, bu ayın sabır ayı
olduğunu bildiğimiz için sabredeceğiz, sabrın mukabilinin cennet olduğunu
bileceğiz. Bu ayda bir insan hayır yaparsa veya başka aylarda yapabileceği bir
hayırı bu ayda yaparsa, yetmiş misli sevab aldığını unutmayacağız. Bu ayda
hayırlara çok koşacağız.
Rızk artıyor bu ayda... Ona da elhamdü lillâh diyeceğiz, hamd edeceğiz. Bu ay
biraz mâlî bakımdan fakirleri destekleme ayı olduğundan mâlî desteğimizi de
yapacağız bu ayda... Mâlî derken hem para desteği nakit olarak; hem de aynî,
eşya, yiyecek, giyecek olarak... Herkes bir bayram edecek, ramazanın içinde bir
rahatlayacak.
Kim oruçluya iftar ettirirse, günahları mağfiret oluyor, cehennemden âzâd
oluyor, iftar ettirdiği oruçlunun sevabının mislini alıyor. Onun için ne
yapacağız?.. Akşamları soframızı açacağız, misafir davet etmeğe, bazı oruçlu
kimselere iftar ziyafeti vermeğe gayret edeceğiz. Eğer imkânımız yoksa; bir içim
su, bir hurma veya birazcık süt gibi bir şeyle ikram edilse, oruç açılmağa
vesîle olunsa, o da o sevabı almağa sebep olacak.
Bu ayda "Lâ ilâhe illallah" demeyi çok yapacağız, "Estağfirullah" demeyi çok
yapacağız. Cenneti çok isteyeceğiz Allah'tan... Cehennemden Allah'a sığınmağa
fazla düşkünlük göstereceğiz. Fazla yalvarıp yakaracağız, "Afeet bizi... Sokma
bizi cehenneme yâ Rabbi!.. Cehennemden âzâd et...." diyeceğiz.
Allah-u Teâlâ Hazretleri, bu hadis-i şerifte Rasûlüllah SAS Efendimiz'in
müjdelediği, bildirdiği bütün bu güzelliklere cümlemizi erdirsin... Nice nice
mübarek ramazanlara Allah'ın sevdiği kullar olarak ulaşmayı, Allah'ın sevdiği
şekilde bu ayları ihyâ eyleyip, yaşayıp, ibadetle süsleyip bu ayların
feyizlerinden, bereketinden, sevaplarından, nimetlerinden, ilâhî ikramlarından
istifade etmeyi cümlemize Allah nasib eylesin...
Ömrümüzü rızâsına uygun geçirip, sevdiği kullar olmaya ulaşıp, kalbimiz
nurlanıp, içimiz aşkullah, muhabbetullahla dolup ömrümüzü Allah'ın rızâsına
uygun geçirmemizi Allah cümlemize nasib eylesin...
Hüsn-ü hâtimeler ile bu dünyadan vedâ edip ahirete göçmeyi, huzuruna sevdiği,
râzı olduğu, yüzü ak, alnı açık, nurlu kullar olarak varmayı nasib eylesin...
Rabbimiz cennetiyle, cemâliyle, cümlenizi, cümlemizi müşerref eylesin...
Peygamber-i Zîşânımız'a, Habîb-i Edîbi Muhammed-i Mustafâ'sına komşu eylesin...
O Havz-ı Kevserinden de doya doya nûş etmeyi Rabbimiz cümlemize nasib
eylesin...
Esselâmü aleyküm ve rahmetullàhu ve berekâtühû!..
2. 2. 1995 / 2 Ramazan 1415
Bizim Eller Radyosu - Denizli |