BRISBANE 13 SAFER 1427 (13 MART 2006)
PROF. DR. MAHMUD ES’AD COŞAN HOCAEFENDİ’Yİ YÂD PROGRAMI
YÂD 1427 KONUŞMASI
Muharrem Nureddin COŞAN
(Giriş duası)
HOŞ GELDİNİZ
Sefa getirdiniz,
Azîz ve değerli arkadaşlar;
Benim için özel anlamı ve büyük bir mutluluk
vesilesi olan bu günde, sizlerle
beraber olmaktan duyduğum
memnuniyetimi ifade etmek isterim.
Bu hayırlı ve müjdeli toplantının
düzenlenmesinde gayret eden,
emeği geçen
ve çeşitli katkılarda bulunan
arkadaşlarıma ve
onların değerli eşlerine teşekkür ederim.
Allâh (c.c.),
ihlâs ve samimiyet içinde
yaptıkları bu hizmetlerinden
dolayı onlardan
razı olsun.
Sizlerle bugünün anlam ve önemine dair
birkaç tespitimi kısaca
paylaşmak istiyorum.
Bugün 13 Mart 2006…
Belkî bugünün en belirgin ve alakalı
haberi, Kraliçe
II.
Elizabeth'in Sydney'e gelmiş
olmasıdır. Kraliçe resmi bir törenle Opera
Binası'nın batı ekinin açılışını yaptı. Bu Opera
Binası ki, mutluluk tazeleyen, ilham kaynağı bir
anıt olarak kabul edilmiş.
Ayrıca bu yıl dünyanın tarihi yapıları
listesine, açılışından 33
yıl sonra dahil edilmiş,
muazzam bir mîmârî eser.
Sadece Sydney değîl, Avustralya'nın sembolü
haline gelmiş bir bina.
Dilerim ki, her şeyi yapmaya ve yaratmaya
mutlak Hâkim ve Kadir olan
Allah
bizlere de bu topraklardaki insanlara hizmet
verecek, benzer eşsizlikte hayırlı bina ve projeler
yapmamızı nasîb eder. Âmîn.
Bu maksatla başlayan, uzun ve zahmetli bir çabalama neticesi
27 Şubat 2006 yılında, projemizle ilgili mahkeme süreci
lehimize neticelenmiştir.
Böylelikle üç temel binadan oluşan ve Sydney
Opera Binası gibi dünyanın
başka hiçbir
yerinde benzeri olmayan, çok özel bir projeye
başlama imkânımız doğmuştur.
Sevinç ve mutluluğumuz had safhadadır.
Bize bugünleri bahşeden, Yüce Yaradan'a
sonsuz hamd ve şükürler
olsun.
Tüm kardeşlerimi tebrik ederim.
Hayırlısı ile dünya tarihi yapıları listesine
tamamlandıktan sonra
alınacağından
emin olduğumuz bu projeyi, Avustralya'nın
sembollerinden birisi haline getirmemizi Allah
nasîb ve müyesser eylesin.
Bu proje mükemmel bir inancın, mükemmel bir medeniyete
yansımasının kültürel, sanatsal
ve ahlakî bir kanıtı ve çöllerindeki susuzlara bir
hayat ve hayat tarzı, ibreti
ve âbidesi olacaktır.
Bu binalarda O'nun hoşnutluğunu
kazanacağımız, insanlara
gerçek faydalı hizmetlerin, kıyamete kadar kesintisiz
verilmesini yine O
kolaylaştırsın, nasîb etsin.
Oğlu olmaktan gurur duyduğum pek sevgili
Babamın bu vesileyle ruhu
şâd olsun, derecesi
artsın.
O’nun himmet ve gayretleriyle Allah
rızâsını kazanmak için
başladığı ve başlattığı tüm hamlelerini tamamlayıp onun adına hizmete
sokmayı ben âciz kardeşinize
nasîb etsin.
Bugün 13 Mart 2006 diye sözün başında
bahsetmiştim.
Bugün ayrıca ve daha önemlisi 13 Safer
1427.
13 Safer 1427 ne demek?
Hicri Takvim ne demek?
Hattâ takvim ne demek?
Bu konulardan biraz bahsederek bilgilerinizi
tazelemek istiyorum.
Takvim, zamanı günlere, aylara, yıllara
bölme metodudur.
İnsanlar zamanı ölçerken, ölçü aracı olarak güneşi ve ayı
kullanmışlardır.
Güneşi kullananlar, dünyanın güneş
etrafındaki bir tam dönüşünü
esas
almışlardır.
365
gün 6 saat.
Bu şekilde oluşturulan takvimlere ''güneş
takvimi”
diyoruz.
Ay'ı kullananlar ise ayın
dünya etrafında 12 kez dönmesini, 12 x
29.5 = 354 günü esas almışlardır. Bu şekilde oluşturulan takvimlere
“ay takvimi”
diyoruz.
İlk güneş takvimini
Mısırlılar, ay takvimini ise Sümerler
oluşturmuşlardır.
Her toplum kendi takvimini oluştururken, kendileri için önemli
saydıkları bir günü başlangıç olarak almışlardır. Romalılar, Roma’nın
kuruluşunu, Hıristiyanlar, Hz. İsa (a.s.)’ın doğumunu tarih başlangıcı
olarak kabul etmişlerdir.
Hz. İsâ'nın doğumunu tarih başlangıcı olarak kabul eden
Milâdî Takvim, temeli Mısırlılar’dan
gelen, güneş hareketlerini
esâs alan
takvimdir, İyon ve Yunanlılar kanalıyla
Batı’ya aktarılmıştır. Romalılar, Sezar
zamanında, "Jülyen
Takvimi" olarak
düzenlemiş ve kullanmıştır.
Yeni çağda Papa XII. Gregor tarafından düzenlenerek "Gregoryen
Takvimi” olarak
anılmıştır.
Gregoryen Takvimi, 1926 yılından
itibaren Türkiye'de kullanılmaya
başlayan ve Batı dünyasında en yaygın kullanılan
takvimdir.
'Artık-yıl' hesaplamasındaki ufak bir fark dışında Jülyen Takvimi ile
aynıdır. Jülyen
takvimi 'artık-yıl' hesaplamasında, her 128 yılda bir günlük kayma
oluşturduğundan
Gregoryen Takvimi kullanımına 16.
yüzyıldan itibaren geçilmiştir.
Yani bugün kullandığımız, Miladi Takvim diye bildiğimiz, 13 Mart 2006
gününü yaşadığımız takvim, Gregoryen Takvimi diye anılıyor. Eski
Mısırlılar’dan gelme bir takvim. Batı dünyası 16. yüzyıldan itibaren
Jülyen Takvimi’ni biraz değiştirerek kullanmaya başlamış. Jülyen Takvimi
ile bunun arasındaki fark, artık-yıl hesaplamasında her 128 yılda bir
günlük kayma oluşuyor, Jülyen Takvimi’nde…
Papa XII. Gregor tarafından bu değiştirilmiş, 16. yüzyıldan itibaren
Gregoryen Takvimi olarak Miladi Takvim kullanımı Batı dünyasında devam
etmiştir. Biz de 1926 yılındaki kanun değişikliğiyle bu takvimi kabul
edip bu takvimi uyguluyoruz, Türkiye olarak.
Hicrî takvim ise Ay’ın hareketlerine göre zamanı hesaplayan ve 622
milâdi yılında,
Server-i Ser Efendimiz (s.a.s.)'in
Medîne’ye
hicretini târihin başlangıcı
olarak kabul eden takvimdir.
Kur'ân-ı Kerim, mesajının tamamını ay
takvimi esâsına göre
indirmiştir.
Hicri Takvim ay takvimidir. Kur’an-ı Kerim’in
içindeki açıklamalar Hicri Takvim düzenine göre, aylara göre
düzenlenmiştir. Biz, içinden aldığımız bilgileri, uygulamaları ay
takvimine göre yapıyoruz. Mesela, içinde bin
aydan hayırlı bir gece olan, Kur'ân-ı
Kerîm'in de indirilişinin tamamlandığı gece, yine ay hareketlerine göre
hesaplanmıştır, Miladi Takvime göre hesaplanmamıştır. Ramazan ayının son
10 gününde aranması Peygamber Efendimiz tarafından bize tavsiye
edilmiştir.
Haccın ne zaman başlayacağı, temel ibadetlerimizden
orucun ne zaman başlayacağı, hangi gece veya gündüzlerin diğer
gecelerden üstün olduğu veya feyiz ve bereket açısından daha
önemli olduğu hep Hicrî Takvim
esâsına göre belirlenmiştir.
Her ayın “eyyamı bîyd” denilen 13,14,15’i Hicri Takvime göre
hesaplanır, Miladi Takvime göre değil. O günlerde oruç tutmak çok
sevaplıdır.
Ramazan ayının başlangıcı Hicri Takvime göre hesaplanır, Miladi
Takvim’de yoktur. Her sene değişir.
Haccın başlangıcı Zilhicce ayı yine Miladi Takvim’de yoktur. Hicri
Takvime göre hesaplanır.
Bütün Kur’an-ı Kerim mesajları Hicri Takvime göre
düzenlenmiştir.
Dolayısıyla ben bu bilgiler ışığında, sevdiğimiz
insanların, doğum yıldönümlerinin
Hicrî Takvime göre idrâk edip kutlamanın
ve dualarımızı,
hediyelerimizi o günlerde
arttırmanın doğruluğuna kanâat getirdim.
Babamın doğum yıldönümü Hicrî
Takvim’e göre 13 Safer 1357
Perşembe günüdür. Babamın doğum günü 14 Nisan 1938 Miladi Takvim,
karşılığı Hicri Takvim’de 13 Safer 1357 Perşembe gününe denk
gelmektedir. 13 Safer bu yıla
mahsus olarak 13 Mart gününe denk
gelmiştir. Bu durum her sene değişecek
ve
Milâdî Takvime göre, bir sonraki yıl 11 gün
geriye gelecektir. Yani, önümüzdeki sene 13 Mart’ta babamın doğumunun
üzerinden 11 gün geçmiş olacak.
Bizler inşallah bundan sonra,
sevdiklerimizin Hicrî
Takvim’e göre
doğumlarını ve önemli tarihlerini
belirleyecek ve Hicri Takvim’e göre
törenlerimizi düzenleyeceğiz.
Şimdi, Hicri 70. doğum yılını idrak
ettiğimiz sevgili babam
Mahmud Es'ad
Coşan'ı, kan bağım dışında kendisine bağlanma ve
sevmeme neden olan bazı Kur’ân ayetlerinin
meallerini size okumak
istiyorum.
Babamı seviyorum çünkü
Mâide Sûresi
56.
âyette;
Esteîzübillâh:
"Kim, Allah'ı, Rasûlü'nü ve mü'minleri velî (ve dost)
edinirse, işte Allah taraftarı
onlardır; mutlaka galip geleceklerdir"
buyruluyor.
Babamı seviyorum, çünkü O, Ali İmrân
Sûresi 31. ayette;
"(Ey Rasûlüm!) De ki: 'Allah'ı seviyorsanız bana uyun ki,
Allah da
sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın.
Çünkü Allah çok bağışlayan ve merhamet edendir" âyeti gereğince hayatını yaşadı,
Peygamber Efendimizin
ahlakıyla
ahlaklandı, Onun mesajını duyurmak
için, gece gündüz demeden, yorulmadan,
bıkmadan uğraştı, didindi, sonuna kadar…
Kendisi güzel ahlâk örneği bir insandı.
Peygamberimiz de “Güzel ahlâkı
tamamlamak üzere gönderildiğini"
söylemişti. Allah (c.c.), Rasûlü’nün
“Muhakkak sen çok güzel bir ahlâk üzeresin”
diyerek Kur’an’da ahlakını övmüştür.
Babamda aynı Rasûlullâh (s.a.v.) Efendimiz
benzeri güzel bir ahlâk
üzere idi. Allah
kusurlarını affedip,
derecesini Ankebût Sûresi 7.
âyet gereği arttırsın inşallah.
Ankebut Suresi 7. âyette,
Allah nasıl buyuruyor.. Mealen… Esteîzübillâh:
"İman edip de sâlih (sevaplı) işler yapanların günahlarını
elbette örteceğiz ve mutlaka onlara yaptıklarının daha güzeliyle
karşılık vereceğiz."
Şimdi dilerseniz, kendisini rahmet,
muhabbet ve sevgiyle
andığımız babamdan,
bu toplantıda, biraz, toplantıya
katılan siz arkadaşlarıma, kendilerini kıyaslama imkânı bulacakları ve
hayatlarını
bundan böyle pozitif, güzel yönde
değiştirmelerine
ışık tutabilecek âyetlerden bazılarını
okumak istiyorum.
Bu ayetleri okuma sebebimi bir kere daha hatırlatmak istiyorum.
Toplantımıza katılan siz arkadaşlarımın kendilerini kıyaslama imkânı
bulacaklarını ve hayatlarını bu geceden sonra pozitif yönde
değiştirmelerine ışık tutabilecek ayetlerden olduğunu düşündüğüm bazı
âyetleri okumak istiyorum.
Eve gittiğiniz zaman bu toplantıda okunan ayetleri, siz de
aynı benim yaptığım gibi kendinizi ayetlerin muhatabı olarak görüp
kıyaslarsanız ve ondan sonra da yapmanız gereken değişiklikler varsa o
değişiklikleri yaparsanız belki de bu gecenin bereketinden ve feyzinden
istifade etmiş ve kendisini muhabbetle, rahmetle andığımız babam gibi
Allah’ın sevdiği, razı olduğu kulları arasına girmenize vesile olmuş
olabilir, diye düşünüyorum.
Ankebût Sûresi 64. âyet:
“Bu dünya hayatı, bir eğlence ve oyundan başka bir şey
değildir. Ahiret yurdu ise elbette (asıl yaşanacak) ebedi hayat odur,
keşke bunu bilselerdi.”
Lokmân Sûresi 6. ayet:
“Kimi insanlar da var ki, (din hakkında) bir bilgisi olmaksızın,
(insanları) Allah yolundan saptırmak ve onu (o yolu), eğlence edinmek
için laf eğlencesi sözleri satın alır (ve okur veya dinleyip seyreder).
İşte onlar için aşağılayıcı bir azap vardır.”
“Allah yolundan saptırmak ve o yolu eğlence edinmek için laf eğlencesi
sözleri satın almak”tan
kastın, roman, hikâye, şarkı ve şiir türünden İslam’a aykırı, şehvetleri
uyarıcı olarak yazılmış veya söylenmiş şeyler olduğunu meali yazan Hoca
not düşmüş.
“İşte onlar için aşağılayıcı bir azap vardır”
mealinden sonra ikinci bir açıklama var. Hz. Peygamber (s.a.s.)
şöyle buyurmuştur:
“Muhakkak ümmetimden birtakım topluluklar gelecektir ki, ferci (zinayı),
ipek elbiseler giymeyi ve çalgı aletleri çalıp (şehvetli) eğlenceleri
helal ve mübah/normal sayacaklar. Allah, evlerini çökertip helak edecek,
kalanları(n yaşayışlarını) da maymun ve domuza çevirecektir” ….
diye
Buhari’den 5. bölümden bir hadis-i şerifi bu ayete açıklama olarak…
Evlerinde
televizyonu olan Türkiye’den çeşitli eğlence yayınlarını alıp hep
birlikte seyreden arkadaşlarımız eğer varsa, belki kendilerini, bu
hadisi şerifle kıyaslayıp, düzeltmek isteyebilirler.
Lokmân sûresi 33. âyet:
"Ey insanlar! Rabbinizin emrine
uygun yaşayın, babanın
çocuğuna fayda
veremeyeceği, çocuğun da babasına fayda
veremeyeceği bir günden korkun! Şüphesiz
ki Allah'ın vaadi gerçektir. Dünya hayatı, sizi asla
aldatmasın. O çok aldatıcı (şeytan
ve dostları) da sizi Allah(ın affı) ile
sakın aldatmasın (günâha daldırmasın ve
ibâdetten alıkoymasın!)."
Fâtır Sûresi 5. âyet:
Ey
insanlar! Allah'ın verdiği söz (vaadi) gerçektir. O halde dünya hayatı,
sizi aldatmasın, (ibadet ve taattan alıkoymasın) çok aldatıcı (şeytan),
sizi Allah(‘ın affına güvendirmek)le aldatmasın.
Yani, “Allah (c.c.) nasıl olsa affeder” diye gaflet içerisinde
şeytana uyup hareket etmeyin diye Allah’ın uyarısı…
Hadîd Sûresi 20. ve 21. âyetler:
"Bilin kî (âhiret kazancına önem
verilmeden geçirilen) dünya
hayatı,
ancak (geçici) bir oyun, bir eğlence, bir
süs, aranızda bir övünme, mal ve evlatta
çoğalma yarışıdır. (Bu) tıpkı şuna benzer: Bir yağmurun bitirdiği (o
yeşil) bitki, ekincilerin
hoşuna gider, (fakat) sonra o (bitki) kurur
da sen onu sararmış halde görürsün; sonra
da çer-çöp olur (işte
dünyadaki her şey de böyledir). Âhirette ise (günahkârlara) şiddetli
azap, (iyilere de) Allah'dan mağfiret
ve hoşnutluk vardır. Dünya
hayatı, aldatıcı bir faydalanmadan (bir rüyaya sevinmeden)
başka bir şey değildir.
(O
halde dünyanın bu aldatıcılığına aldanmayıp tövbe ve salih amellerle)
Rabbinizden bir mağfirete ve Allah'a ve Rasûlü'ne inananlar için
hazırlanmış, genişliği gökle yerin genişliği kadar olan cennete (girmek
için) koşuşun/yarışın. Bu Allah'ın bir lütfudur ki onu dilediğine verir.
Allah büyük lütuf sahibidir.”
Yûnus Sûresi 7. ve 8. âyetler:
“(Âhirette) bize kavuşmayı ummayan, (sadece) dünya hayatından hoşlanıp
(gönlü) onunla yatışıp rahatlayan ve bir de ayetlerimizden gafil olanlar
var ya! İşte, onların kazandıkları (günahları)ndan dolayı, varacakları
yer ateştir.”
Açıklama
yapılmış: “Bu tip insanlar, dünyaperest, materyalist kimselerdir.
Allah’a karşı sorumluluk duymaz, ahirete inanmaz, hevâ ve hevesine göre
yaşar, aklınca, menfaatleri neyi gerektiriyorsa onu yaparlar. Bunlara
Dehriyyûn da denilir.”
Hûd Sûresi 15. ve 16. âyetler:
"Kimler (yalnız) dünya hayatını ve onun
süs (ve saltanat)ını isterse,
orada onlara çalışıp yaptıklarının karşılığını tastamam veririz. Onlar
orada (hiçbir) eksikliğe
uğratılmazlar.
İşte (haktan ayrılan, âhireti unutan,
dünya menfaatleriyle yetinen)
o kimseler
için âhirette ateşten başka bir şey yoktur.
(Dünyada) yaptıkları (iyi)
şeyler heder olup
gitmiştir. Zaten bütün yapageldikleri şeyler boştur."
İsrâ Sûresi 18. âyet:
"Kim (haram helal ayırmaksızın sâdece)
şu çabucak geçen (keyif verecek dünyalık
şeyler)i isterse, dilediğimiz kimseye
istediğimiz kadarıyla onu
hemen veririz. Sonra ona
cehennemi hazırlarız. Oraya
kınanmış ve (rahmetimizden) kovulmuş olarak atılır."
Kehf Sûresi 46. âyet:
“Mal ve oğullar, (geçici) dünya hayatının zîynetidir. Bakî kalacak olan
salih ameller ise Rabbi’nin katında sevapça daha hayırlı, ümit
bağlanmaya da daha layıktır.”
En’âm Sûresi 32. âyet:
“Dünya hayatı bir oyun ve oyalanmadan başka bir şey değildir. Âhiret
yurdu ise takvalı olanlar (Allah'ın emrine uygun yaşayanlar/aykırı
davranmaktan sakınanlar) için elbet daha iyidir. Hala düşünmeyecek
misiniz?”
Okumak istediğim en son ayet meali
Necm Sûresi 29. âyet:
"Onun için, bizi anmaktan (ve
Kur'an'dan) yüz çeviren ve dünya
hayatından başkasını istemeyen kimselerden
yüz çevir."
Bunlar, materyalist/maddeperest, hevâ ve
hevesine göre yaşayanlardır, diye açıklama yapılmış.
Bu meallerini okuduğum ayetleri, başından itibaren benim bu
toplantıda söylediklerimi dağıtırız inşallah. Onlar; kendi
tanıdıklarına, ailelerine, eşlerine, çoluk-çocuklarına bu toplantı
notlarını okuyarak onların istifade etmesini inşallah sağlarlar…
Bu toplantının asıl gayesi olan, 70. doğum yılını kutladığımız
Mahmud Es’ad Coşan Hocaefendi’nin anılmasıdır, O’nun hayırla yâd
edilmesidir.
Türkiye’de ve dünyanın belki başka merkezlerinde kendisinin doğum
yılını, Hicri Takvim’e göre 13 Safer hangi Miladi tarihe denk
geliyorsa kutlamayı adet haline bu seneden sonra getireceğiz inşallah.
Aynı şekilde, cennet mekan dedem Mehmed Zahid Kotku’nun doğum
tarihi yine Miladi Takvim’e göre her sene hesaplanacak ve inşallah her
sene Hicri Takvime göre dedemin doğum yıldönümünü kutlayacağız.
Belki bundan sonra doğacak olan evlatlarımızı da Hicri
Takvime göre doğum tarihlerini yazıp o tarihlere göre anılmalarını da
vasiyet edeceğiz ki, inancımıza uygun şekilde ibadetlerimizi yapmamıza
fayda sağlayan Hicri Takvimi hayatımızda ne kadar önemli bir yeri
olduğunu idrak edelim.
Ben sözü daha fazla uzatmak istemiyorum. Allah (c.c.) sizlerden razı
olsun. Yolundan inşallah ayırmasın.
Çok özel bir ayeti kerime var. O ayeti kerimeyi okuyarak programın
bundan sonraki kısımlarına inşallah devam edelim. Geceniz hayırlı olsun.
Allah-ü Teâla, Kur’an-ı Azimüşan’ın
39. suresinde, yani Zümer Sûresi’nin 53. âyetinde şöyle
buyuruyor:
“De ki (Allah şöyle buyuruyor): 'Ey
nefislerine karşı (günah işleyip) aşırı giden
kullarım! Allah'ın
rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Çünkü Allah (şirk koşan ve
inkâr edenler dışında,
dilediği kimseler için)
bütün günahları bağışlar. Şüphesiz O, çok
bağışlayıcıdır, çok
merhametlidir.”
Biz de bu ayeti kerimenin mealine sığınarak, şu ana kadar işlediğimiz
kusurlarımızdan, günahlarımızdan bir daha işlememek üzere Allah nezdinde
tövbe ediyoruz inşallah, dönüyoruz ve bu ayetin muhatabı olan
insanlardan olmak istiyoruz, Allah’ın günahlarımızı bağışlamasını
istiyoruz. Çünkü O, çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir ama
O’nun merhametini istismar ederek veya O’nun merhametine güvenerek hata
işlemeye, gaflet içerisinde yaşamaya devam etmek ancak ahmakların
yapacağı bir davranış şeklidir. Kendimizi de böyle davranışlardan men
ediyoruz, alıkoyuyoruz.
İnşallah bugünden sonra, Allah’ın sevdiği işlerle uğraşarak, sevdiği
kulları arasına girmeyi Allah’tan niyaz ediyoruz.
Allah hepinizden razı olsun.
Geceniz hayırlı olsun.
Esselâmü Aleyküm ve Rahmetullâhi ve
Berakâtühû. |