2 Recep 1429  Cumartesi
5 Temmuz 2008

M. Zahid KOTKU (Rh.A) M. Es'ad COŞAN (Rh.A) M. Nureddin COŞAN
iskenderpasa.com : M. Es'ad COŞAN (Rh.A)

 

Vakıf ve Dernekler

Vakıf; sermayeyi, Allah için insanların yararına yöneltmek ve bu yolda harcamaktır. Dinî emirlerin teşviki sayesinde müslümanlar, sermayeyi âdetâ vakıf kurmak için kazanmış, bu niyet ve düşünce ile iktisâdî düşüncelerini çerçevelemişlerdir. Es’ad Coşan Hocaefendi de ilmî birikimini, sosyal benini, dahası bütün şahsiyetini Allah için insanlara vakfetmiş bir vakıf insandır.

Hocaefendi mahviyet ve tevâzû sahibidir. Diğer insanlara yukarıdan bakmaz. Kendisini insanların hizmetçisi sayar. Sık sık “Hocamız beni siz kardeşlerime hizmetle görevlendirdi” der. Bir defasında kendisi için “dergilerimizin sahibi” ifadesinin kullanılmasından rahatsızlık duymuş, “Ne bu dergiler benimdir, ne bu vakıf benimdir, ne bu din benimdir, ne de bu yola hizmet benim inhisarımdadır!..şeklinde duygularını ifade etmiştir.


Konuşmalarında zaman zaman, “Ben kendimi size vakfettim” der. Geceli gündüzlü etkili hizmeti hangi kanallarla yapacağını düşünürdü. Şüphesiz vakıf müessesesi medeniyetimizin ürettiği en değerli kurumlardandır. Bir milletin değerini, bir toplumun kalitesini, içindeki hayır cemiyetlerinin, vakıf ve derneklerinin, sosyal müessese ve teşkilâtlarının çokluğu ve etkinliği ile ölçüleceğini söyleyen Hocaefendi, bu yüzden bir çok vakıf kurdu/kurdurdu. Bunlar arasında üç tanesi öncelik arz etmektedir.


1. Hakyol Eğitim, Yardımlaşma ve Dostluk Vakfı.
2. İlim, Kültür ve Sanat Vakfı (İLKSAV).
3. Sağlık Vakfı.


Hocaefendi’ye göre, insanlar kültürel etkinlikler yapması, halkla temas kurup bütünleşmesi, halka hizmet etmesi ve organize olması için dernekler kurmalıdır.“Medenî insan, maddî sahada olduğu kadar, ictimaî sahada da alet ve edevat kullanır, nizam ve teşkilât kurar, ictimaî hedeflerine ulaşmaya çabalar. (…) Günümüzde artık tek başına yaşamak ve iş başarmak imkânı kalmamış gibidir.


Kurulan derneklerdeki hizmetler toplumun her kesimini içine alacak şekilde planlanmalıdır. Sadece erkekler için değil hanımlar ve çocuklar için de lokal, oyun alanları ve kreşler tasarlanmalıdır.
Hayatın her alanı ile ilgilenmeyi bir îman borcu bilen Hocaefendi, aynı zamanda toplumun hiçbir kesimini de ihmale yanaşmamaktadır. Bunlardan birisi ve belki başta geleni, İslâm’ın yaradılışına uygun en asîl görevleri verdiği, her türlü terslik ve tehlikeden en güzel tarzda koruduğu; meşakkatli, sert ve ağır işleri, tüm dış hizmetleri erkeklere yükleyip onları gerçek huzur ve mutluluğa erdirdiği, evinin sultanlığı payesine yükselttiği kadındır.Bir diğeri de yarınki hayatı yaşanmaya değer yapan çocuklardır.


Ne yazık ki “yirminci asrın sahte şa’şaalı, hasta, materyalist medeniyeti kadın konusunda samimi, dengeli, mâkul ve müsbet bir anlayış tutturamamıştır. Hürriyet ve eşitlik prensiplerinin yanlış, yersiz ve hilkat kanunlarına aykırı bir tatbikatı sonucu evin kadını, mutlu ve sıcak yuvasından, aslî ve asîl görevlerinden koparılmış; sokağa, piyasaya düşürülmüş; gösterişe, süse, modaya esir kılınmış; erkeklerle yüzgöz edilmiş, şeytanın tuzağı haline getirilmiştir. Bütün bunlardan uzak kalmak, yaradılış gayesi doğrultusunda yaşamak ve bu bataklığa düşmüş olanları kurtarmak için hanımlar da sosyal organizasyonlar kurmalı, pasif durmamalıdırlar


Duyarlı onbinlerce hanım bu çağrıya kulak kabartarak ülkenin dört bir yanında Hanım Dernekleri kurmak suretiyle sosyal hayata aktif olarak katılmışlardır.


Hocaefendi hanımların eğitimini tamamlamak ve sosyo-kültürel olarak yetiştirmek için Kadın ve Aile isimli bir dergiyi yayın hayatına geçirmiş, bu dergi uzun yıllar bu alandaki hizmetine devam etmiştir.


Hocaefendi’ye göre, çocuklar dünyanın en güçlü insanları, daha sözü geçer kişileridir. Dünyanın en kalabalık nüfusunu onlar teşkil eder, tatlı tavırlarıyla herkesi kendilerine bağlar, isteklerini rahatlıkla elde ederler. Hukuk kuralları, siyaset formaliteleri onların karşısında yumuşar, kapalı kapılar onlara açılır. O yüzden onların eğitimlerini ilerletmek kültürel olarak yetiştirmek hayati önem taşır. Hocaefendi, bu ihtiyacı bir nebze karşılayabilmek için Gülçocuk isminde bir derginin de yayın hayatına girmesine önayak olmuş, bu dergiye, çocukların seviyesine hitap edecek başyazılar yazmıştır. İlk yazısında onlara; “Sizler bizim başımızın tacı, gözümüzün bebeği, gönül bahçemizin tatlı meyvesi, geleceğimizin güzel umudu, yarınlarımızın sahipleri ve bekçilerisiniz” der, ve “doğrusunu isterseniz, -dergi olarak- bizler de sizin emrinizdeyiz; amacımız size en iyi şekilde hizmet etmek, sizi mutlu görmek” diyerek onlara verdiği kıymeti dile getirir. O’na göre çocuklar hiçbir şekilde ihmal edilmemeli toplantılara götürülmeli, sosyal faaliyetlere alıştırılmalı, hatta dış seyahatler yapmaları sağlanmalıdır


Hocaefendi’nin teşvik ve tavsiye ettiği bu tür vakıf ve derneklerden Türkiye’de ve Türkiye dışındaki çeşitli ülkelerde yüzlercesi kurulmuş olup hizmetlerini devam ettirmektedirler.
Bu müesseseler vasıtasıyla gerçekleştirilmek istenen, insanların kaliteli yetişmesi, birliği, beraberliği ve dostluğu olmuştur.


Bir defa Hocaefendi, yaptığı seyahatlerde konaklamak için otelleri değil, o beldedeki bir seveninin evini tercih eder. Bu vesileyle evinde kaldığı kimselerle arasındaki sevgi ve saygı bağı daha bir pekişmiş olur. Aynı zamanda o belde ve bölgede bulunan diğer dost ve sevenlerin katılımıyla, insanların toplu olarak bulunmaları dolayısıyla aralarında doğabilecek kırgınlık ve soğukluklar ortak paydanın aralarında olmasıyla izale olur. Ayrı bir kardeşlik dalgası havaya hakim olur. Sıkıcı bir atmosfer asla olmaz; sohbet eder, ilahi söyler, çıkar çevreyi dolaşıp bilgi alır. Bütün bu faaliyetleri insanların dost olmalarını kaynaşıp sevişmelerini sağlamaya yöneliktir. Onun için, “Dervişlik, tasavvuf dediğimiz şeyin de en önemli dayanaklarından birisi, mü’minlerin kardeş olması, ihvan olması, dost olması, yâr olması; dolayısıyla âdet tarzındaki bir husustan da devamlı sevap almasıdır. Çünkü, birbirlerini Allah için sevenler, mahşer gününde insanlar büyük sıkıntılar içindeyken sıkıntı duymayacaklar; Arş-ı A’lâ’nın gölgesinde taltif olunacaklar” demektedir.13
Hocaefendi, mü’minler arasında sevgi ve dostluk bağlarını, aynı zamanda eğiterek kuvvetlendirmek için çeşitli zamanlarda Aile Eğitim Proğramları tertip ettirmiştir. Büyük bir kısmı beş yıldızlı otellerde gerçekleştirilen bu proğramların iki tanesi de yaylalarda çadır kampı şeklinde yapılmıştır. Zaman ve zemin şartları gözetlenerek, asgarî maliyetlerle gerçekleştirilen bu proğramlarda, “hem dinlenmek, hem çoluk çocuğu yurdun en şahane yerlerinde gezdirmek; hem ev hanımlarına, çalışan kadınlara rahat rahat nefes aldırmak, hem aileleri birbirleriyle tanıştırmak, ahbaplıkları pekiştirmek; hem beyleri birbirleriyle buluşturmak, konuşturmak, memleket meseleleri üzerinde düşündürmek, hayırlı işlerde işbirliğine yöneltmek; hem çocukların görgü ve bilgilerini arttırmak, sosyal ve kültürel eğitim seviyelerini yükseltmek gibi birkaç amaç ve fayda” sonuç ve meyve devşirilmeye çalışılmıştır.


Hasılı dostluk ve kardeşliği pekiştirecek hediye, ziyaret, sohbet vs. hususları hem kendisi uygulamış hem de teşvik ve tavsiye etmiştir. Bunların samimi şekilde yapılmasının altını her fırsatta çizmiş, Hz. Peygamber’in Din nasîhattır şeklindeki hadîsini samimiyettir şeklinde yorumlamıştır.


Hocaefendi’nin tasavvufu “Hâlık’a itaat, mahlûka şefkat” diye tarif ettiğini kaydetmiştik. Seven insan şefkat ve merhamet eder. Şefkat ve merhamet damarları kabaran insan hizmet eder. Onun için “şefkat duygusu çok yüksek bir duygudur.Bu amaçla Hocaefendi, çeşitli toplum kesimlerinin ihtiyacına yönelik çalışmalar içerisine de girmiş; aşevleri kurdurmuş, her seviyeden talebeye burs imkanları sunmuştur. Çünkü Cenâb-ı Hak merhamet eden, ikramcı, cömert kullarını sevmektedir. Bu duygular insanlar arasındaki birlik, beraberlik ve dostluğu kuvvetlendirir. Dolayısıyla toplum huzurlu olur.

Hazırlayan: Dr. Necdet Yılmaz


Hukuki Şartlar | Copyright ©2000-2006 iskenderpasa.com | E-Mektup