2 Recep 1429  Cumartesi
5 Temmuz 2008

M. Zahid KOTKU (Rh.A) M. Es'ad COŞAN (Rh.A) M. Nureddin COŞAN
iskenderpasa.com : M. Es'ad COŞAN (Rh.A)


Cami


Cami kelimesi Arapça cem’ kökünden türemiş olup “toplayan, bir araya getiren” anlamlarına gelir. İslâm’da cami toplumsal olarak merkezî bir öneme sahiptir. Öncelikle cami hiçbir insanın mülkiyetinde değildir. “Beytullah” (Allah’ın evi) ifadesi şeklî değil, hukukî olarak sahibinin Allah olduğunu teyid eder. Cami mensubu veya üyesi olmak gibi bir imtiyaz söz konusu değildir; dünyadaki her müslüman eşit olarak bütün görevlere katılma, faaliyetlerde yer alma ve ibadetlerini eda hakkına sahiptir. “Giriş ücreti”, kayıt veya abone ücreti, kota, limit, yahut kısıtlama gibi durumlar da söz konusu değildir. Bağış sahiplerinin bir araya toplanan imkanlarıyla caminin vakıf haline gelmesi bunun pratik bir sonucudur. Saadet asrında cami mabeddir; eğitim-öğretim müessesesidir; kültür merkezidir; siyâsî merkezdir. Günlük beş vakit namaz kılınması dışında cami genellikle ibadet edenler için “sürekli eğitim” veren bir yer, içinde yerel üyelerin toplantılarını yaptıkları bir cemaat merkezi olarak görev yapmıştır. Okullar ilk olarak camide kuruldular ve sınıflar namaz aralarında ders gördü. Daha sonra, okullar camilerle birleştirilen müstakil binalarda yer aldılar. Müslümanlar için cami, büyük saygı ve sınırsız bağışlarına değer muhtar müesseselerdi. Toplumun her kesimi bu müessesede kendisini bulmuştu.


Hocaefendi, caminin fonksiyonlarını yitirdiğini kaydeder. Dinî düşünce caminin içine hapsolunamayacağı gibi, cami de toplumsal hayatın dışına itilemez. Bugün camilerimiz Peygamber Efendimiz’in zamanındaki gibi çalışmamaktadır. Ezandan biraz önce kapılar açılmakta, ezan okunmakta ve namaz kılınmakta, cemaat çıkınca da kapılar kapanmaktadır. Aslında böyle olmaması gerekir. İslâm’a göre caminin çok yönlü fonksiyonları vardır. Cami toplumun önemli buluşma merkezlerindendir. Hocaefendi, caminin bu özellikleriyle donandıkları dönemlerde büyük faydalar temin ettiğini, ancak bugün aynı özelliklerini koruyamadığını düşünmektedir.


“Camilere bakıyorum üzülüyorum” diyen Hocaefendi, bu müessesenin getirildiği durum ve olması gereken halini şu ifadelerle dile getirir: “Cami fonksiyonlarından kopartılmış; kolu, kanadı, gagası, ayağı kesilmiş, kuşa döndürülmüş durumdadır. Bizim her caminin yanında bir sosyal faaliyet alanı açmamız lazım!.. Lokalimizin olması lazım, lokalde toplantılarımızın olması lazım!.. Orda içki içilmez, -tabii, çok normal- kumar oynanmaz, mâlâyâni vakit geçirilmez. Ya oturulup iş üretilir, ya ilim öğrenilir, öğretilir. Ya da çeşitli toplantılar, buluşmalar, görüşmeler, çalışmalar yapılır. Bu da dallandırılabilir, çeşitlendirilebilir.”


Hocaefendi, caminin tarihimizdeki müsbet örneklerini de verir. Meselâ: “Bursa camileri bizim bu camiler gibi değildir” der. “Bursa’daki Orhan Gazi Camisi, Bursa’daki ilk devir camileri?.. Şaşarsınız. İçinde havuz vardır. İki tarafında odalar vardır. Odalarında ocaklar vardır, raflar vardır. Bir tarafında da merdivenle çıkılan, namaz kılınan, mihrablı minberli yeri vardır. O mihrablı minberli tarafın dışında, ocaklı, raflı odalar ne demek?.. Onu kimse anlayamıyor. Cami, Peygamber Efendimiz zamanındaki hakîkî vazifelerini gördüğü için öyle… Yani, camide toplanılıyor, camide oturuluyor, camide ısınılıyor, camide yemek yeniliyor, camide sohbet ediliyor, camide ilim irfan takip ediliyor.”


“Köylerimizde bile cami böyle değildi. Köylerimizin camilerinin bir yerleri vardı. Oralarda bir şeyler okunurdu; Muhammediyye okunurdu, Ahmediyye okunurdu. Kış geceleri boş geçmezdi. Camilerin odaları köyün toplantı yeriydi, dernek salonuydu. Şimdi bunlar unutulmuş. Eskiyi bile taşıyamamışız Yirminci Yüzyıl’a… Eskiyi bile koruyup, uygulayamamışız.”


Es’ad Coşan Hocaefendi eskiye ait ne varsa aynen muhafaza edilmesi düşüncesinde değildir. Sosyal organizmanın dinamik olduğunun bilincindedir. Onun düşüncesine köklülük ve süreklilik hakimdir. Toplumun ihtiyaçlarını karşılayan müesseselerin her zaman yeni durumlara göre geliştirilmesi, yeniden yapılanması gereklidir.Her sanatkâr kendisinden önceki sanatkârların birikimini alır, özümser ve sonuçta onların muhassalasından kendine özgü bir çalışma ortaya koyar. “İnsanoğlunun bugünkü medenî başarısı, çağların birikimi olup; tek bir şahsa ait ve münferit kişilere bağlı değil, kolektif üründür.”

İlim ve felsefe ferdî kabiliyetten tezahür eder. Ferdî kabiliyetleri harekete geçiren zihniyettir. Zihniyet, sosyal çevrede yeşerip gelişir ve bu ortamda tecrübe kazanır. Kazanılan tecrübe, biyolojik, psikolojik ve sosyal miras yolu ile kuşaklara intikal eder. Bir tek eser, bütün bir kompozisyonun temsilcisidir. Sosyal olaylar da iman ve iradenin eserleridir. Tarihe de bu gözle bakılmalı ve ibret alınmalıdır. Mimar Sinan’ın yaptığı da camidir. Ancak bu cami günün şartlarını dikkate alan bir toplumsal zemin üzerinde kurulmuş ve mimarî olarak geliştirilmiştir. Her bir eser, geleneğin hem bir süreği, hem de onun çeşitli yönlerden bir yeniden gözden geçirilişini içermektedir. Zîrâ tarihten gelen ortak miras, gündelik hayatın temel fonksiyonları üzerinde akıp gitmektedir.


Görüldüğü gibi Hocaefendi’ye göre cami hayatın merkezindedir. Toplumun her kesiminin her türden ihtiyacının karşılanmasında önemli fonksiyonlar icra etmesi için vardır. Öyleyse kadınlar ve çocuklara varıncaya kadar ihtiyaçları düşünülerek yeniden planlanmalı, her hâlükârda faaliyetler cami merkezli düşünülmelidir. O’na göre, “Müslüman insanlar dünyanın neresinde olursa olsunlar, yurtiçi, yurtdışı, şehir, köy, mezra, yayla.. vs. beş evli bir grup miktarına ulaştıkları zaman bir ibadet yeri tesbit edecek, ezan okuyacak orada toplanacak, namazlarını cemaatle kılacaklar; birlik ve beraberlik içinde ibadet edecekler, çünkü cemaat rahmettir, ayrılık, tefrika, gruptan kopma, kendi başına buyruk yaşama tehlike!”dir.

Hazırlayan: Dr. Necdet Yılmaz


Hukuki Şartlar | Copyright ©2000-2006 iskenderpasa.com | E-Mektup