12 Rebi'ül-evvel 1433 | 4 Şubat 2012
 
89CADE1A-BFD6-47AF-AA5E-7FAB6EDCDDBC
Üye Girişi | Üye Ol
  • ANA SAYFA
  • KUR'AN-I KERİM
    • Okuyun
    • Dinleyin
    • Bilgilenin
  • SON PEYGAMBER
  • TASAVVUF
    • Tasavvufa Dair
    • Yolumuzun Esasları
    • Silsile-i Şerif
    • Hatm-i Hacegan
    • Evrad-ı Şerif
  • M. ZAHİD KOTKU (RH. A.)
    • Hayatı
    • Fotoğrafları
    • Kitapları
    • Sohbetleri
  • M. ES'AD COŞAN (RH. A.)
    • Hayatı
    • İslam Anlayışı
    • Tasavvuf Anlayışı
    • Hizmet Anlayışı
    • Kitapları
    • Başmakaleleri
    • Sohbetleri
    • Fotoğrafları
    • Anma Programları
  • M. NUREDDİN COŞAN
  • SIK SORULAN SORULAR

  • Soru-Cevap
    • Sık Sorulan Sorular
Soru-Cevap > Sık Sorulan Sorular

KURAN-I KERİMLE İLGİLİ ÇEŞİTLİ KONULAR



Kur'ân-ı Kerîm'i ücret mukabilinde okumak caiz midir? Peygamber'in (sa.) zamanında ölü için Kur'ân-ı Kerîm okunur muydu?

Kur'ân-ı Kerîm'i tilavet etmek büyük ibâdetlerden biridir. Cenâb-ı Hak muhtelif âyetlerde Kur'ân-ı Kerîm'i tilavet eden kimseleri medh ve sena ederek büyük mükafatlarla mükafatlandıracağını vadediyor. Peygamber (sa.) de Kur'ân-ı Kerîm "in her harfi için on hasene olduğunu müjdeliyor. Yalnız başkası için Kur'ân-ı Kerîm'i tilavet etmek hususunda ihtilâf vardır. İmam Şâfi'î ile birçok ashab; namaz, oruç ve zekât gibi ibâdetler başkası için caiz olmadığı gibi tilavet de başkası için caiz olmaz diyorlar. Hanefî ulemâsı ile Safi'i ulemâsının bir kısmı duaya kıyas etmek suretiyle başkası için Kur"ân-ı Kerîm'i okumak caizdir diyorlar. Ancak Şafiî mezhebine göre kabristanda ve meyyitin yanında Kur'ân-ı Kerîm'i okumak rahmetin inmesine vesile olduğu gibi birisini kalbden hatırlayıp okunan "Kur'ân-ı Kerîm "in sevabı kadar filan adama ver" diyerek dua etmek de hatırlanan adamın (kimsenin) rahmete mazhar olmasına vesile olur. Bu takdirde tilavet ücreti alınabilir. Ama Hanefi mezhebinde ise ta'at ve ibâdet karşılığında ücret almak haram olduğundan Kur"ân-ı Kerîm'i menfaat karşılığı okumak caiz değildir. Ücret alan da mesul, veren de mesuldür. Peygamber (sa.) şöyle buyuruyor: "Kur'ân-ı Kerîm'i tilavet ediniz. Fakat karşılığında ücret alıp menfaat sağlamayınız." Ancak Hanefi mezhebinin son âlimleri ezan, imamet, va'z ve Kur'ân-ı Kerîm öğretmek mukabilinde ücret almaya cevaz vermişlerdir. Çünkü ücret mukabilinde muayyen kimselere bu vazife yaptırılmazsa vazife aksaklığı olacak ve şeair-i İslâmiyyenin ortadan kalkmasına sebep olacaktır. Peygamber (sa.)'in zamanında ölü için Kur'ân-ı Kerim okunduğuna dair sahih bir hadîs vârid olmamıştır. Ancak yukarda belirttiğim gibi Hanefi ulemâsı, duaya kıyasla, ölmüş olan kimse için okunur diye hüküm etmişledir. 
 
Kur'ân-ı Kerîm'in tercemesi hususunda zaman zaman çelişkili sözler söylenmektedir. "Caizdir" diyen olduğu gibi "caiz değildir" diyen de vardır. Bu hususu açıklar mısınız?
İki çeşit terceme vardır:
1-Harfi terceme; Yani ilave ve açıklama yapmadan tertip ve mânâlarına tam riâyet ederek bir müradif -eş anlamlı- getirmek suretiyle bir sözü bir dilden başka bir dile nakletmek.
2-Manevî terceme: Yani bir sözü tertip ve murad olan tüm mânâlarına riâyet etmeden başka bir dil ile izah ve şerh etmektir. Kur'ân-ı Kerîm'i harfiyyen tercüme etmek yani Kur'ân-ı Kerîm'in namını, üslubu ve kelimeleri yerine başka bir nazm, üslup ve kelime koyup yüklendiği bütün mânâ ve maksatları ona yüklemek mümkün değildir. Kur'ân-ı Kerîm'in manevî tercümesi ise caizdir. Bunda hiç bir sakınca yoktur. 
 
Kur'ân-ı Kerîm'i öğrenebilmek için çocukların her gün birkaç saat Kur'ân dersine devam etmeleri gerekir. Her zaman abdestli kalmaları zordur, ne yapmak îcâb eder?
Ekseriya Kur'ân-ı Kerîm'in öğrenimi küçük yaşta olduğundan çocukların daimi surette abdestli kalmaları" zor ve meşakkatlidir. Çocukları her zaman abdest almağa zorlamak nefret etmelerine vesile olabilir. Bunun için mümeyyiz olan çocukların abdestsiz olarak Kur'ân-ı Kerîm'i taşımaları caizdir. 
 
Kur'ân-ı Kerîm'i müslüman olmayan ülkelere götürmek caiz midir?
Kur'ân-ı Kerîm'i müslüman olmayan memleketlere "ehli küfrün eline düşme korkusu olmazsa" götürmekte beis yoktur. Ehli küfrün eline düşmesi muhtemel ise onu götürmek caiz değildir. İbn'i Ömer'den şöyle rivayet edilmiştir: "Peygamber (sa.) Kur'ân'ın düşman memleketlerine götürülmesini nehyetti" (Buhâri ve Müslim).
 
Kur'ân-ı Kerîm ve dini kitaplarla alış-veriş edip ticaret yapmak caiz midir? Bunları ticarete alet etmek doğru bir hareket mi?
Kur'ân-ı Kerîm ile dinî kitapları bastırıp onlarla alışveriş yapmak caizdir. Kutsal kitabımızı ve dinî eserlerimizi dünyaya ve ticarete alet edilmesin diye onların basılmasını ve ticaretini yasaklamak okunmalarına ve yayılmalarına sed çekmek anlamına gelir. Bu da islam'a ve Kur'ân'a düşmanlık yapan kimsenin işine yarar. Kur'ân-ı Kerînrin satışı meselesi İbn'i Abbas'a soruldu, İbn'i Abbas (ra.) şöyle cevap verdi: Bunda beis yoktur. Çünkü hattatlar el emeğini alıyorlar.
 
Kur'ân-ı Kerîm okuyan veya yemek yiyen kimselere selâm verilir mi?
Selâm vermek İslâm dininde, imânın şi'arı ve mü'-minin diğer bir mü'min için değerli bir duâsıdır. Fakat selamın, zaman ve yeri vardır. Yani her zaman ve her yerde selâm verilmez. Zikir, fikir, okumak ve namaz gibi ibâdetle meşgul olan kimseye de selâm vermek caiz değildir.
 
Para ve elbise üzerine Kur'ân-ı Kerîm âyetleri yazılsa onlara dokunmak veya onları taşımak caiz midir?
Hanefi mezhebine göre altın, gümüş veya kağıt para üzerine bir sûre veya bir âyet yazılırsa ona dokunmak caiz değildir. 
 
Bir kimsenin cebinde, üzerinde âyet-i kerime yazılı bulunan para veya parmağında Allah'ın veya Peygam-ber'in ismi yazılı bulunan bir yüzük bulunsa helaya gidebilir mi?
Cebinde üzerinde âyet-i kerîme veya Allah'ın ismi yazılı bulunan para veya parmağında Allah ve Peygamber ismi bulunan bir yüzük bulunursa helaya gitmek istediği zaman onu çıkarması îcâb eder. Enes bin Malik'ten rivayet edilmiştir: Peygamber (sa.) helaya gittiği zaman elindeki yüzüğü çıkarırdı. Çünkü üzerinde "Muhammed Resûlüllah" ibaresi yazılı idi.
 
Bir sergi veya bir namazlık üzerinde bir âyet-i kerîme veya Allah'ın ismi yazılı bulunsa üzerine oturmak veya namaz kılmak caiz midir?
Bir sergi veya namazlık üzerine âyet-i kerîme veya Allah'ın isim yazılı olursa üzerine oturmak veya namaz kılmak caiz değildir. Ayet-i Kerîme'ye ve Allah'ın ismine karşı sû'i edebdir.
 
Yatakta Kur'ân-ı Kerîm okumak caiz midir?
Kur'ân-ı Kerîm'i okumak isteyen kimsenin abdest alıp kıbleye doğru oturması, huşu ve mânâsını düşünerek okuması sünnettir. Bununla beraber ayakta ve yatarken de Kur'ân-ı Kerîm'i tilavet etmekte beis yoktur.
 
Nesh nedir? İslâm dininde vaki midir?
Nesh sonradan gelen bir şer'i hüküm ile önceki hükmü yürürlükten kaldırmaktır. Ebû Müslim el-isfahanî "Ne önünden, ne arkasından kendisine batıl gelmez" mealindeki âyet-i kerime'ye dayanarak İslâm dininde nesh yoktur” diyor. Cumhûr-u ulemâya göre neshin vukuu mümkündür ve vaki olmuştur. Nesh'in vukuuna delalet eden çok âyet bulunduğu gibi çok hadîs de vardır. Birkaç misâl verelim:
1-Peygamber (sa.) Medine-i Münevvere'ye hicret ettikten sonra Allah'ın emriyle birbuçuk yıla yakın müslümanlar Beytü'l-Makdis'e doğru namaz kıldılar. Fakat Peygamber (sa.) dünyada ilk mabed olarak inşa edilen ve İbrahim el-Halil (sa.) tarafından yeniden bina edilen Kabe'yi çok sevdiğinden kıble olması için başını göğe katdıra-rak Allah'a yalvarıp durdu. Cenâb-ı Hakk da Peygamber (sa.)'in bu içten gelen duasını kabul buyurup şu âyet-i kerimeyi inzal buyurdu: "Göğe doğru yüzünün dönüşünü görüyoruz. Bunun için hoşuna gidecek bir kıbleye doğru yüzünü çevirteceğiz. Mescidü'l-Haram'a doğru yüzünü çevir". Ve böylece Beytü'l-Makdis kıble olmaktan çıktı.
2-İslâm'ın ilk günlerinde bir kadın, kocası vefat ettiğinde bir yıla kadar iddet beklerdi. "Eşlerini bırakıp ölenler bir yıla kadar evlerde kalıp iddet beklemeleri ve faydalanmaları için vasiyet etsinler". Sonra "bir sene kadar" hükmünü kaldırıp dört ay on güne indiren ve önceki âyet-i kerîmeyi nesh eden şu âyet-i celîle nazil oldu: "Eşlerini bırakıp ölenlerin eşleri dört ay on gün bekleyeceklerdir".
3-Müslümanlar çok az oldukları zamanlarda bir müslümanın on kafire karşı savaş sahasında sebat etmesi için Allah'ın emri vardı. Cenâb-ı Hak şöyle buyuruyor: "Sizden sabreden yirmi kişi olursa ikiyüz kişiyi mağlup edebilir". Müslümanlar çoğaldıktan sonra bir müslümanın iki kafire karşı sebat etmesini emredip önceki âyet-i kerîmeyi nesh eden şu âyet-i kerîme nazil oldu: "Allah sizdeki güçsüzlüğü bildi. Bunun için sizden sabreden yüz kişi olursa ikiyüz kişiyi mağlup edebilir".
Ayet, âyeti ve hadîsi neshedebildiği gibi, hadîs, âyet ve hadîsi neshedebilir. Çünkü din ve ahkâm ile ilgili bulunan Peygamber'in hadîsleri yine vahye dayanır. Meselâ Kur'ân-ı Kerîm namaz kılınmasını emrediyor. Ama bu namaz kaç vakittir. Ve her birisi kaçar rekâttır. Her rekâtta ne kadar rükû, ne kadar sücûd vardır, bütün bunları âyet-i kerîme değil, hadîs beyân etmiştir. Ve bunu inkâr etmek de küfürdür. Yine âyet-i kerîmeler zekâtın verilmesini emrediyor. Ama neyin zekâtı, kaçta kaç verileceğini belirten âyet-i kerime değil, hadîs-i nebevidir. "Zina eden erkek ile zina mealindeki Ayeti nesheden hadîs için misal: eden kadının her birisine yüzer değnek vurunuz" âyet-i kerîme evli olsun, bekar olsun zina cinayetini işleyen kimsenin cezasının yüz değnek olduğunu ifâde ediyor. Sonra Peygamber (sa.) zina eden kimse evli olduğu takdirde recm edilmesini emrediyor. Ve böylelikle hadîs âyetin umumî hükmünü kaldırıp nesh ediyor.
 
Kur'ân-ı Kerîm'in hatmi münasebetiyle cemaat hâlinde dua etmek hususunda bir şey vârid olmuş mudur?
Kur'ân-ı Kerîm'in hatmi münasebetiyle cemaat halinde dua etmek müstehabdır. Ahmed bin Hanbel'in rivayetine göre Enes bin Malik Kur'ân-ı Kerim'i hatm ettiği zaman zevcesi ile çocuklarını toplayıp dua ediyordu. Fakat Hanefî ulemâsından bazılarına göre Kurân-ı Kerîm hatm edildiği zaman cemaat halinde dua etmek mekruhtur. Çünkü Peygamber (sa.)'den böyle bir şey vârid olmamıştır.
 
Kur'ân-ı Kerîm'in küçük sûreleri okunduğu zaman tekbir getiriliyor, bunun aslı var mıdır?
Kur'ân-ı Kerîm'in küçük sûreleri okunduğu zaman tekbir getirmek sünnettir. Übey bin Ka'b (ra.) Kur'ân-ı Kerîm'in küçük sûrelerini Peygamber'in (sa.) huzurunda okudu. Peygamber (sa.) de her sûrenin sonunda tekbir getirmesini emretti. Ebû Bekir (ra.) Dûha sûresinden itibaren her sûrenin sonunda tekbir getirilmesini hoş gördü.
 
Bir kimse kitap yazmak gibi herhangi bir şeyle meşgul iken birisi gelip Kur'ân-ı Kerim'i yüksek bir sesle okusa onu dinlememekte bir sakınca var mıdır?
Bir kimse kitap yazmakla meşgul iken birisi gelip yüksek sesle Kur'ân-ı Kerîm tilavet eder ve onu dinlemek mümkün olmazsa yüksek sesle Kur'ân-ı Kerîm'i tilavet eden kimse vebale girer. Çünkü Kur'ân-ı Kerim'i dinlemek Hanefî mezhebinde vaciptir. Meşgale sebebiyle dinlemek mümkün olmadığı halde yüksek sesle okumak caiz değildir. Bunun için Kur'ân-ı Kerîm'i okuyanın yanındakileri dinlemesi mümkün değilse sessizce okuması gerekir. Şafiî mezhebine göre ise Kur'ân-ı Kerîm'i dinlemek vacip değil, sünnettir.
 
Kur'ân-ı Kerîm'i öpmek, bir meclise getirildiği zaman onun için ayağa kalkmak caiz midir?
Şüphesiz Kur'ân-ı Kerîm, İslâm'ın mukaddes kitabı olup kendisine tazim edip saygı göstermek gerekir. Yalnız ona karşı yapılan tazim ve saygı onu anlayarak okuyup, ahkâmını tatbik etmek, ruh ve kalblerde onu işlemektir. Sadece zevahiri kurtarmak kâfi gelmez. Peygamber (sa.) ile nûranî cemaatı, daha fazla buna ehemmiyet vermişlerdir.



iskenderpasa.com Hukuki Şartlar | İletişim Yardım | Site Haritası
Copyright 2000-2011 Her hakkı mahfuzdur. All Rights Reserved. Sık Kullanılanlara Ekle | Tavsiye Et